Daha birkaç gün öncesine kadar, pek çok uzman bölgeden IŞİD’e karşı uyumlu bir strateji çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığı konusunda hemfikirdi. İran ve Suudi Arabistan, Suriye’de yürüttükleri gölge savaşına kilitlenmişti, hiçbir ülke Şam ve Bağdat’taki mevcut rejimleri kurtarmak istemiyordu, Kürt bağımsızlığı netameli bir meseleydi ve Türkiye bölgede nüfuzunu kaybetmiş, diplomatları IŞİD’in elinde, hareket edemez durumdaydı. Sadece ABD zaruri ortaklıkları kuracak ağırlığa sahip gibiydi, fakat Obama yönetimi bunun için gereken iradeden yoksun görünüyordu. Yani sonuç Ortadoğu’da bir başka felaket olacağa benziyordu.
Derken ABD harekete geçti. Şu an için bilebildiğimiz kadarıyla Kürtler karşı taarruz başlatmak için ek bilgi ve silah aldı, Irak hava kuvvetleri harekete geçirildi ve doğrudan müdahil olmak konusunda en gönülsüz iki ülke, ABD ve Türkiye, bir insani yardım operasyonunu devreye soktu. Son olarak da perşembe günü Obama IŞİD’e karşı sınırlı hava saldırılarına yeşil ışık yaktı.
Bu tür riskli operasyonların tehlikelerini biliyorum. Erbil, Bağdat, Ankara ve Washington’ın her biri, bir felakete yol açma kapasitesine ziyadesiyle sahip. Bunun sadece insani değerler adına yapılmadığının da farkındayım. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki devasa yatırımları, ABD’nin Irak’ın bütünlüğünü devam ettirme stratejisi ve Kürtlerin kendi konumlarını güçlendirme çabaları da mevzu bahis. Fakat barış dönemlerinde kimsenin dilinden düşürmediği koruma sorumluluğuna dair bütün o teorilerin en azından bu kez lafta kalmadığını görmekten memnunum. Umalım ki IŞİD’e yönelik mevcut karşı hareket, koordineli bir gayretin başlangıcı olsun.