İstanbul Modern Sinema'dan 8 Mart seçkisi

İstanbul Modern Sinema, 13–27 Mart tarihlerinde izleyicileri ‘Daha Bitmedi‘ başlıklı özel film programıyla buluşturuyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne denk gelen seçki, farklı dönem ve coğrafyalarda geçen mücadeleleri konu alan 10 etkileyici filmden oluşuyor.

Program, Fritz Lang’ın 1931 tarihli başyapıtı M – Bir Şehir Katilini Arıyor ile başlıyor ve Şili’deki toplumsal ayaklanmalardan Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth’in özgürlük arayışına uzanan farklı hikâyeleri bir araya getiriyor.

HÂLÂ BURADAYIM, 2024

Oscar adayı yönetmen Walter Salles, Brezilya’daki askeri diktatörlük döneminde Eunice Paiva’nın gerçek hikâyesini anlatıyor. 1971’de, eski milletvekili Rubens Paiva gözaltına alınır ve kaybolur. Eşi Eunice, beş çocuğuyla yalnız kalır ve hem ailesini ayakta tutmaya hem de rejime karşı mücadele etmeye başlar. Marcelo Rubens Paiva’nın anı kitabından uyarlanan film, Eunice’in bir anne, aktivist ve avukata dönüşme sürecini işlerken, kişisel ve politik unsurları dengeli bir şekilde bir araya getiriyor.

Film Venedik Film Festivali’nde en iyi senaryo, Oscar’da en iyi yabancı film ödülüne layık görüldü. Başroldeki Fernanda Torres Altın Küre’de en iyi kadın oyuncu ödülü kazandı.

HAYALİ ÜLKEM, 2022

Şilili usta belgeselci Patricio Guzmán, Ekim 2019’da Şili’de başlayan ve ülke tarihinin en büyük toplumsal ayaklanmalarından birine dönüşen Estallido Social’i (toplumsal patlama) mercek altına alıyor. Toplum, Santiago’da lise öğrencilerinin toplu taşıma zamlarına karşı başlattığı protestoların hızla ülke geneline yayılmasıyla, uzun süredir göz ardı edilen eşitsizliklerle yüzleşmek zorunda kalır. Devletin orantısız güç kullanımını ve sokakların adeta birer mücadele alanına dönüşmesini belgeleyen film, dönüşümün sancılı ama umut dolu hikâyesini anlatıyor.

KORSAJ, 2022

Korsaj’ın dönüm noktası, 1877 noelinde Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth’in 40’ncı doğum günü kutlamalarına dayanıyor. Bu kutlamaların ardından, rolü giderek törensel hale gelen Elisabeth, solup gitme fikrini kabul edemez ve sonunda zincirlerini kırmaya karar verir. Huzursuzluğu, iyileşme bahanesiyle İngiltere’den Bavyera’ya bir yolculuğa çıkmasına yol açar. Eski sevgililerini baştan çıkarır, hakkındaki efsaneleri körükler ve sadık nedimesinin yardımıyla özgürleşmeye çalışır.

Vicky Krieps, güzelliği ve sıkı korsesiyle tanınan, ancak bilgiye ve yaşama aç bir kadının isyanını kırılgan olduğu kadar öfkeli, narin ama güçlü bir imparatoriçeyi kusursuz bir şekilde canlandırarak Cannes’da en iyi performans ödülünü kazanmıştı.

TEREDDÜT ÇİZGİSİ, 2023

Selman Nacar’ın ikinci uzun metraj filmi, adaletin siyah-beyaz sınırlarının ötesinde, insanın vicdanıyla baş başa kaldığı bölgede gezinen sarsıcı bir hukuk dramı. Genç ve idealist avukat Canan, adalet duygusu ve mesleki etiği arasında sıkışıp kaldığı bir davada içsel bir hesaplaşma yaşar. Gündüzleri, savunduğu müvekkilin suçluluğuna dair şüpheler içinde giderek yalnızlaşırken, geceleri, solunum cihazına bağlı annesinin yanına hastaneye gider.

Güçlü oyunculuklarıyla öne çıkan film, klostrofobik mekanlar ve titiz bir görsel dil kullanarak karakterlerin iç dünyasındaki çalkantıyı ustalıkla yansıtır.

ÖLÜMSÜZ (Z), 1969

Costa-Gavras’ın filmi sadece politik bir gerilim filmi değil, aynı zamanda dönemin küresel huzursuzluğunu çok iyi yansıtan bir başyapıt. Adı verilmeyen bir Akdeniz ülkesinde geçen film, karizmatik bir solcu milletvekilin suikastını ve devlet içindeki karanlık güçlerin bu cinayeti örtbas etme çabalarını anlatır. İlk dakikalarından itibaren nefes kesen bir tempoyla ilerleyen Ölümsüz, kovalamacalar, cinayetler, mahkeme sahneleri ve sorgularla örülü bir adalet mücadelesine dönüşür.

Yves Montand, Jean-Louis Trintignant ve Irene Papas gibi usta oyuncuların yer aldığı film, siyasetin çürümüş yapısını gözler önüne sererken, izleyiciyi adaletin gerçekten mümkün olup olmadığı sorusuyla baş başa bırakır.

KÖPEKLER VE İTALYANLAR GİREMEZ, 2022

Bu büyüleyici stop-motion film, yönetmen Alain Ughetto’nun büyükanne ve büyükbabasının yoksulluktan kurtulup Fransa’da daha iyi bir hayat kurma mücadelesini anlatan sıcak ve dokunaklı bir aile hikâyesi. Kuzey İtalya’daki Piyemonte Alpleri’nde yer alan Ugheterra köyünde geçen film, yönetmenin büyükannesi Cesira’nın gözünden ailenin geçmişine bir yolculuk sunuyor. Zor şartlarda hayatta kalmaya çalışan Ughetto ailesi, her kış ağır işlerde çalışmak için Fransa ve İsviçre’ye göç ederken yeni evler inşa edip daha iyi bir gelecek hayali kuruyor.

Yaratıcı anlatımı ve el yapımı işçiliğiyle oluşturduğu görsel dünya, öyküsündeki aileye ve emeğin gücüne duyulan sevgiyi unutulmaz bir sinema deneyimine dönüştürüyor.

SINIRDA, 2023

Paris’teki bir devlet psikiyatri kliniğinde çalışan genç bir doktorun, sağlık sisteminin yapısal hatalarını kişisel çabalarla telafi etme mücadelesini konu alıyor. Dr. Jamal Abdel-Kader; zihinsel sorunlar, travma, bağımlılık ve depresyon gibi karmaşık vakalarla ilgilenirken, her gün hem fiziksel hem de duygusal açıdan tükenmeye doğru gidiyor. Hastalarına gösterdiği derin ilgi ve şefkatle tanınan Jamal, aynı zamanda modern dünyada pek sık göremeyeceğimiz geleneksel tedavi yöntemlerini uyguluyor.

Nicolas Peduzzi imzalı Sınırda, Jamal’ın stresli, tempolu hayatını etkileyici bir şekilde kamerasına alırken izleyiciyi bu yoğun, insana dair hikâyeye ortak ediyor.

İMKȂNSIZ AŞK, 2018

1950’lerin sonunda, küçük bir kasabada yaşayan genç memur Rachel, varlıklı bir aileden gelen iyi eğitimli Philippe ile tanışır. Aralarındaki tutkulu ama kısa süreli ilişki, Rachel’ın hamile kalmasıyla beklenmedik bir boyut kazanır. Ancak Philippe, kızının babası olmayı reddettiğinde, Rachel kendini tek başına anneliğin sancılı gerçekliği içinde bulur.

Christine Angot’un otobiyografik romanından uyarlanan Catherine Corsini imzalı bu karanlık ve dokunaklı aile dramı, bir anne-kız hikâyesinin yanında, aşkın yoğunluğu ve hüzünlü bir büyüme hikâyesi de anlatıyor. Virginie Efira’nın etkileyici performansıyla Rachel, aşk, reddedilme ve kendini var etme mücadelesinde izleyiciyi derinden etkileyen bir karaktere dönüşüyor.

M – BİR ŞEHİR KATİLİNİ ARIYOR, 1931

Alman dışavurumcu sinemanın en önemli örneklerinden M, büyük bir kentte işlenen bir çocuk cinayetinin ardından, suçlunun yakalanmaya çalışıldığı gerilim dolu bir hikâyeyi anlatıyor. Toplumda paniğe yol açan bu cinayet yalnızca polisi değil, suç dünyasını da harekete geçiriyor.

Fritz Lang, bireysel suçluluk ve toplumsal vicdan arasındaki çatışmayı ustalıkla işlerken dönemin Almanya’sındaki toplumsal çözülme ile düzenin çöküşüne dair etkileyici bir alegori sunuyor. Karanlık ve tehditkâr atmosferi, dönemin sinemasında alışılmadık ses efektleri ve etkili ışık kullanımıyla M, hem bir gerilim hem de sinema tarihinde türün sınırlarını yeniden tanımlayan bir başyapıt.

FİGÜRANLAR, 2022

Figüranlar, toplumun başroller, yan roller ve figüranlar olarak sınıflandırıldığı bir dünyada geçen yaratıcı bir distopya filmi. Bol müzikli ve göz alıcı bir hayat yaşamak isteyen yan karakter Paula’nın başrol olma umuduyla kendi hikâyesini keşfetmesini izliyor. Toplumun bastırılmış ve dışlanmış bireylerini fark ettiği bu yolculukta, kuralların ardındaki adaletsizliği sorgulamaya başlar.

İzleyiciyi sinema tarihine dair referans ve esprilerle dolu paralel bir evrene davet eden Sophie Linnenbaum’un Figüranlar‘ı, en sevdiğimiz sinema klişelerinin ve hafızamızdaki kült sahnelerin aslında daha karanlık bir amaca hizmet edebildiğini gösteriyor. Enerjisi ve yaratıcı mizahı sayesinde yüzeyde bir komedi gibi görünse de, alt metninde güçlü bir toplumsal eleştiri barındırıyor.