Bundan 70-80 yıl sonra, torunlarımızın çocukları üniversiteye gidip 21. yüzyıl siyasi tarihi öğrendiklerinde büyük olasılıkla şöyle bir cümleyi kitaplarında görecekler:
“21. yüzyılın ilk çeyreği bir siyasi akım olarak siyasal İslamın sonuna tanıklık etti.”
Siyasal İslam, tarih sahnesine 19. yüzyılın ortalarında İstanbul’da, Osmanlı coğrafyasında çıktı.
Modernist bir akım olarak ortaya çıkan Siyasal İslam, 20. yüzyılda şekil ve içerik değiştirdi, modernizm karşıtı bir siyasi akıma dönüştü ve felsefi anlamda kendi içinde bir çıkmaza girdi. İşte, siyasal İslamın uzun süren ağır ölümü de aslında bana göre böyle başladı.
Yeni siyasal İslam modernizm karşıtlığını anti-Batı olmakta buluyor, bunu da anti-emperyalizm olarak takdim ediyordu. Mısır’dan çıkan bu yeni siyasal İslam, “mazlumların sesi” olmak gibi süslü iddialara sahipti ama hiçbir zaman iktidarla sınanmamıştı. Ortaya çıktığı her ülkede, Türkiye dahil, ciddi baskı altında kaldı, bu da “mazlumların sesi” sloganının çekiciliğini arttırdı.
Hiçbir zaman dört başı mamur bir kurucu ideolojiye dönüşmedi siyasal İslam. İtiraz eden, karşı çıkan taraf olarak var oldu.