Şimdi utanıp sıkılıp, çekinip siz muhterem okuyucuma soracağım. Siz şiiri layıkıyla okuyabiliyor musunuz?
Sonra dönüp son yazılarımın özeti yerine geçirebileceğiniz bir soru sorayım: Çocuğunuzun lisedeki edebiyat öğretmenine sorun bakalım, aruz biliyor mu? Ona öğretmişler mi? Mesela şu yukarıdaki şiirin veznini kâğıt alıp üstüne çizgiler, noktalar koymadan bulabiliyor mu? En sık kullanılan, en yaygın ölçülerden biridir.
İşte eğitimin sifonu çekilip döne döne atığa karışması budur. Siz orta öğretimde size zor gelenleri çıkarırsınız, sonra o zorları öğrenmeyenlere yükseköğrenimin bazı konuları da zor gelir.
Yükseköğrenimde zorlar çıkınca o zorları öğrenmemiş öğretmenler mezun olur. Onlar ortaöğrenime gelir ve eski kolaylar şimdi orada da zor gelmeğe başlar. Sonra… Sonra döne döne alçalırsınız. Toplama yaparsınız ama çarpma bölme yapamazsınız. Önemli değil, hesap makinesi var. Ama edebiyat? Ama tarih? Ama musiki? Musiki, medeniyetin unsurlarından en ince, dolayısıyla en kırılgan olanıdır.
Medeniyetler yükselirken musiki, zirveye yaklaşıldığında ortaya çıkar. İnişe geçildiğinde ilk kaybolan müzik zevkidir. Zaten veznin kaybolması da müziğin bizi terk etmesidir. Sonuçta kültürünüz, medeniyetiniz, televizyonlardaki diziler seviyesine iner. Müziğiniz pop ve arabesk seviyesine. Onlar da halk seyredebilsin, eylenebilsin diye gittikçe basitleşir.
“Bir medeniyetin bir müfredatı olur.” İyi de illa bir medeniyetimiz mi olmalı? Medeniyet kimliktir, doğru. Ama bakın, iktidar da muhalefet de “kimlik politikası”na karşı. En iyisi kimliksiz kalmak. Kimlik zor iş. Tıpkı şiir gibi, müzik gibi zor, hatta daha zor. Andımızı kaldırarak ilk adımı attık zaten.