Glasgow’da düzenlenen COP26 zirvesinde iklimle ilgili birçok teknik terim duyuluyor.
Peki bu terimlerin anlamı ne? Halktaki karşılığı neye denk geliyor?
İklim raporları çoğunlukla bilimsel düzeyde hazırlandığı için Reuters, terimlerden bazılarını günlük dile çevirmek için iklim bilimciler ve iklim gazetecileriyle görüştü. Birleşmiş Milletler (BM) yardımıyla Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yazılan raporlardan sekiz terim seçti.
‘Azaltma’
IPCC raporlarından geçen ‘azaltma’ şöyle tanımlanıyor: “Emisyonları azaltmak veya sera gazı yutaklarını artırmak için bir insan müdahalesi.”
Bunun günlük dildeki karışlığıysa iklim değişikliğinin kötüye gitmesini durdurmak.
İnsanlar ‘azaltma’ hakkında konuştuğunda, genellikle elektrik üretimi ve araba, otobüs, uçak için kullanılan fosil yakıtlara (kömür, petrol ve doğal gaz) odaklanır. Fosil yakıtlar, karbondioksit dahil olmak üzere sera gazları üretir. Bu gazlar salındığında atmosferde kalır. Daha sonra ısıyı hapseder ve gezegeni ısıtırlar.
İklim değişikliğini azaltmanın yollarından bazıları şöyle;
- Kömürle çalışan elektrik santralleri yerine güneş ve rüzgar enerjisinin kullanılması
- Bina, cihaz ve araçların daha az elektrik ve yakıt kullanacak şekilde daha verimli hale getirilmesi
- Şehirlerin insanların daha az araba kullanacağı şekilde tasarlanması
Bunun yanısıra ormanları korumak ve ağaç dikmek de yararlı, çünkü ağaçlar atmosferden sera gazlarını emip hapseder.
‘Uyum’
IPCC’nin bir değer kullandığı ifadeyse ‘uyum’: “Zararı azaltmak veya faydalı fırsatlardan yararlanmak için mevcut ya da beklenen iklime ve etkilerine uyum süreci.”
Bunun anlamı, iklim değişikliğinin etkileriyle yaşamak için değişiklikler yapmak.
İklim değişikliği zaten oluyor. Sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve seller daha da artarak devam ediyor. İnsanlar bu tehditlerle yaşamanın yollarını bulmak zorunda kalacak. Örneğin Los Angeles, insanların daha serin bir ortamda kalması amacıyla ağaç dikiyor. Miami gibi kıyı şehirleri, sel baskınlarına karşı korunmak için deniz duvarlarına ihtiyaç duyabilir. İklim değişikliği kötüleştikçe daha fazla ‘uyum’ eylemine ihtiyaç duyulacak.
‘Karbondioksit giderme’
IPCC karbondioksit (CO2) giderme yöntemleri olarak raporlarında şöyle diyor: “CO2’nin biyolojik yutaklarını artırarak veya CO2’yi doğrudan bağlamak için kimyasal işlemler kullanarak atmosferden uzaklaştıran işlemler.”
Bunun tercümesiyse ‘havadan karbondioksit almak.’
Havadaki karbondioksit miktarı yıllardır artıyor. 2019 verilerine göre havadaki karbondioksit miktarı 1700’lerin sonlarından 1,5 kat daha fazla. Ağaç dikmek ve otlakları eski haline getirmek, havadaki karbondioksiti temizleyebilir. Yeraltında veya betonda depolanan karbondioksit giderme teknolojileri de var ancak bunlar yeni ve yaygın olarak kullanılmıyor.
‘Karbon nötrlüğü’
IPCC raporlarında karbon nötrlüğü şöyle geçiyor: “Nötrlük, antropojenik (insan kökenli) CO2 emisyonları, belirli bir süre boyunca antropojenik karbondioksit giderimleriyle küresel olarak dengelendiğinde elde edilir. Karbon nötrlüğü aynı zamanda net-sıfır karbondioksit emisyonu olarak da adlandırılır.”
Bunun günlük dildeki anlamı şu: “Havaya net karbondioksit eklememek. Bu, herhangi bir karbondioksit ekleyemeyeceğiniz anlamına gelmez. Bu, havaya karbondioksit eklerseniz, aynı miktarı dışarı çıkartmanız gerektiği anlamına gelir.”
IPCC, ciddi bir iklim krizinden kaçınmak için dünyanın 2050 yılına kadar karbon nötr olması gerektiği konusunda uyarıyor. Bu, hem havaya eklenen karbondioksit miktarını azaltmak için hem de havadaki karbondioksiti çıkarmak için ‘karbondioksit giderme’nin kullanılması anlamına gelir.
‘Kritik eşik’
IPPC, iklim sistemi için, küresel veya bölgesel iklim bir istikrarlı durumdan başka bir istikrarlı duruma geçtiğinde kritik bir eşiğe dikkat çeker.
Yani bu, iklim değişikliğinin etkilerini durdurmak için artık çok geç olduğu anlamına gelir.
En çok konuşulan kritik eşiklerden biri Batı Antartika buzullarının erimesi. Bazı araştırmalar bunun çoktan başlamış olabileceğini öne sürüyor. Batı Antarktika tek başına dünya çapında deniz seviyelerini yaklaşık 3,3 metre yükseltecek kadar buza sahip. Tüm buzullar erirse, deniz seviyeleri yaklaşık 230 fit (70 metre) yükselecek.
‘Geçiş’
IPCC’nin ‘geçiş’ tanımı şöyle: “Belirli bir zaman diliminde bir durumdan veya koşuldan diğerine geçiş süreci. Geçiş bireylerde, firmalarda, şehirlerde, bölgelerde ve uluslarda dönüştürücü değişime dayalı olabilir.”
Bunun anlamıysa, iklim değişikliğini durdurmak için birlikte büyük değişiklikler yapmak.
2015 yılında, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, gezegenin 1,5 santigrat dereceden (2,7 F) fazla ısınmasını önlemeye çalışma konusunda anlaştılar. Küresel ısınmanın en büyük kaynakları arasında kömürle çalışan termik santraller var. Dünyayı hızla rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjiye kaydırmak, benzeri görülmemiş bir geçiş olacak. Büyük değişiklikler olmadan, iklim değişikliği dünyayı yaşanmaz hale getirebilir.
‘Sürdürülebilir kalkınma’
IPCC, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayan ve sosyal, ekonomik ve çevresel kaygıları dengeleyen bir kalkınma anlayışını vurguluyor.
Bunun anlamı, bugün yaşayan insanlar hem kendileri için hem de gelecekteki insanlar için iyi yaşamalı.
Birleşmiş Milletler ‘sürdürülebilir kalkınma hedeflerini’ paylaştı. Bu hedefler, ülkelerin hem insanlar hem de çevre için sağlıklı bir şekilde büyümelerine yardımcı olmayı amaçlamakta. Gezegenin yönetebileceğinden daha fazla karbondioksit üretmek, iklim değişikliğine neden olan sürdürülemez bir kalkınma örneği.
‘Ani iklim değişikliği’
IPCC’nin tanımına göre ani iklim değişikliği, iklim sisteminde birkaç on yıl veya daha kısa sürede meydana gelen, en az birkaç on yıl devam eden (veya sürmesi beklenen), insan ve doğal sistemlerde önemli aksamalara neden olan büyük ölçekli bir değişikliği ifade eder.
Dünya iklim değişikliğinin bir sonucu olarak hızla değişiyor. Örneğin, ABD’nin batısında bir zamanlar yanamayacak kadar ıslak olan ormanlarda yangınlar artıyor. Okyanusların ısınmasıyla beraber mercan resifleri ölüyor. Uzmanlara göre ani iklim değişikliği olmasaydı dünyadaki bu değişimler bu kadar hızlı gerçekleşmeyecekti.