Türkiye’ye gerginliğin yanısıra göç ve milliyetçiliğin siyasi gündemi işgal ettiği Hollanda’da bugün genel seçime gidiliyor.

Seçimlerin, ‘Hollanda’yı İslam’dan temizlemek’ isteyen aşırı sağcı lider Geert Wilders’in de yarattığı etkiyle göçmen karşıtı eğilimlerin göstergesi olması bekleniyordu. Hafta sonunda Türkiye ile yaşanan gerginlik, göç ve milliyetçilik konularını siyasi gündemin ana maddesi haline getirdi.
Wilders, Türk asıllı Hollandalı protestocular ile polis arasında yaşanan çatışmaların yanısıra Ankara’nın Hollanda’yı ‘faşizm’le itham etmesinin, seçimde birinci gelme şansını artıracağını umuyor.
Hollanda, çok sayıda partinin seçimlere girdiği ve çok ortaklı koalisyonların kurulabildiği bir demokrasi. Wilders’in Özgürlük Partisi’nin (PVV) ülkedeki siyasi tablonun çok parçalı görünümü dikkate alındığında, hükümet olma şansı hiç yok. Diğer partiler ırkçı saydıkları PVV ile koalisyon kurmayı reddediyor.
Kavga kime yarıyor?

Hollanda’da en acil soru, Türkiye’yle gerginliğin Wilders’e mi, Başbakan Mark Rutte’ye mi yarayacağı.
Pazartesi akşamı yapılan bir anket Rutte liderliğindeki VVD partisinin ve Wilders liderliğindeki PVV’nin sandalye beklentilerinin ikişer artığını, kaybedenlerin ise küçük sol partiler olduğunu gösteriyor.
Trouw gazetesinden siyasi yorumcu Hans Gosling, durumu, “Bir ulusun böyle bir olay yaşadığı zamanlarda, halkın eğilimi hükümetten yana olmaktır” diye yorumladı.
Rutte’nin stratejisi

Rutte’nin Türkiye’ye karşı aldığı sert tavrın, mülteciler ve göç kaygılarına eğilerek, seçmenin Wilders’e oy vermesini önlemeyi amaçladığını pek çok seçmen görüyor.
Rutte ve Wilders dün gece televizyonda katıldıkları tartışma programında, göçmen akımını durdurmanın yolları konusunda farklı fikirleri savundu.
Türkiye ise ikili arasındaki ana tartışma konularından biriydi. Öyle ki Wilders Hollanda’nın ‘uğradığı hakaret’ karşısında Türkiye’nin elçiliklerinin kapatılması gerektiğini söylerken, Rutte de bir devleti yönetmenin ‘kanepeden tweet atmaya benzemediği’ yanıtını verdi.
Wilders, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın Rotterdam’a gelişinin ardından birçok sert tweet atmıştı.
Seçim öncesi son münazara

Rutte, Wilders’in sınırları ve camileri kapatmak ve Kuran’ı yasaklamak önerilerini ‘boş önlemler’ olarak niteledi.
Rutte, “Biz mülteci krizinin nedenlerine odaklanırken, siz bütün dikkatinizi Kuran polislerinize bağlıyorsunuz” dedi.
Wilders ise Rutte hükümetini, dışarıdan gelenlere Hollandalılardan daha iyi sağlık hizmeti verdiği için eleştirdi ve “Biz kendi insanımızı, ana-babamızı seçmeliyiz; mültecileri değil. Siz Hollanda’nın değil, mültecilerin başbakanısınız” dedi.
Rutte’nin partisi önde

En son yapılan anketlere göre Rutte’nin VVD’si yüzde 16.2 ile birinci, Wilders’in PVV’si ise yüzde 13.4 ile ikinci sırada. Hıristiyan Demokratlar (CDA) yüzde 12.5 destek alıyor ancak oyları yükseliş trendinde.
Rutte seçmenlerden Wilders’in partisine oy vermemelerini isteyip yakın dönem dünya örneklerini gösterdi: “Brexit’te gördük, Trump’ta gördük. Bir gece önce olmayacağına inandığımız şeyin olduğunu gördük. 16 Mart sabahı uyanıp Wilders’in partisinin en büyük olduğunu görmemiz ihtimali çok gerçek.”
Aralarında sadece dört puan fark bulunan ilk dört sıradaki partiden herhangi biri seçimi kazanabilir. Ancak o zaman bir koalisyon kurmak için en az üç partiyi daha ikna etmek zorunda.
Amsterdam Üniversitesi profesörlerinden Rens Viliegenthart, kurulacak merkez-sağ koalisyonun başında VVD ve CDA’nın bulunacağını, merkezci demokratların ve yeşil solun da ilk kez hükümette yer alacağını tahmin ediyor.
Ancak uzmanlar, hafta sonunda yaşanan olayların ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hollanda’ya tehditlerinin kamuoyu yoklamalarının gidişini değiştirebileceğini söylüyor.
Leiden Üniversitesi’nden Profesör Joop van Holsteijn, bu durumdan en kârlı çıkacak siyasetçinin Wilders olabileceğini söyledi: “Bir anda göçmenler ve entegrasyon konularıyla Türkiye-Hollanda ilişkileri ön plana çıktı. Burada Wilders önemli yeri tutuyor.”
Dalga Avrupa’ya yayılabilir
Wilders’in başında olduğu PVV’nin olası zaferinin, Avrupa boyunca şok dalgaları yaratacağı kuşkusuz. Zira aşırı sağ politikalar sadece Hollanda’da yükselişte değil. Gelecek ay da Fransa’da, pazartesi gününün anketlerine göre aşırı sağcı Marine Le Pen’in önde gittiği cumhurbaşkanlığı seçimleri başlayacak.
Eylül ayında ise Almanya’da yapılacak seçimlerle, Avrupa Birliği (AB) karşıtı, sağcı Almanya için Alternatif partisinin (AfD) ilk kez federal meclise girmesi bekleniyor.
Britanya’nın beklenmedik AB’den çıkma kararı ve AB karşıtı Donald Trump’ın ABD başkanı olmasının ardından, artık Avrupalılar da giderek büyüyen düzen karşıtı bir dalganın AB’nin varlığını tehdit edip etmediğini görecek.