Bir destan kahramanı olarak Erdoğan

Hürriyet Pazar yazarı Gülse Birsel bugünkü yazısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ‘irdeledi.’ Bir ‘destan kahramanı’ olarak Tayyip Erdoğan’ın portresini çıkaran Gülse Birsel’in yazısı özetle şöyle:

“Tayyip Erdoğan, klasik bir destan kahramanı.

Entelektüel dramaların, durum komedilerinin müşterisi olmayan, orta ve alt eğitim grubuna ait seyirci kitleleri, epik erkek kahraman seyretmeyi çok severler. Biz senaristlerin deyişiyle ‘savaşçı arketip’ zafer, aforizma ve duygu yüklü hikâyeleriyle büyük gişe yapar.

Gelelim epik kahramanların özelliklerine. Belki Başbakan’la ortak yanlarını bulursunuz:

Destan kahramanı, (krallar dışında) halkın içinden ve fakirlikten gelir. Mağdurdur! Bir süre zulüm ve haksızlığa uğramıştır. Ve hikâyede, bu sebeple, kahramanın en sert şekilde intikam alma hakkı olduğu varsayılır!

Başına buyruk, burnunun dikine giden biridir. Lafını sakınmaz, maçodur. “Bre gafiil” der, “I am a Spartaaaaan”, “One Minute” der, sesini yükseltir, yürüdü mü yer titrer!

Anlaşmazlık olduğunda, anlayıp dinleme, uzlaşma yoluna gitmez, direkt kılıcını çekip savaşa girer! Kalabalık alkışlar.

Destan kahramanı sık sık Tanrı’dan bahseder. Zaferlerini onun vereceği güçle kazanacağını ifade eder. Bazı hikâyelerde, liderlik görevini Tanrı’dan aldığını bile ima eder.

Ölümden korkmaz. ‘Kefeni hep hazırdır’!

Kahramanlığının karşılığında sınıfsal olarak toplumun en üstüne çıkmayı hak etmiştir. Eşitlik, özgürlük, demokrasi filan destanlarda tutmaz! Kahraman, halkından, silah arkadaşlarından, yandaşlarından bir basamak üsttedir. Tebaasının karnını doyurur, onlar için savaşır, karşılığında minnettarlık ve sadakat bekler.

Bilimle sanatla uğraşmaz. Pasteur, Aristo, Aynştayn, Şekspir, Graham Bell, insanlığın kaderini değiştirmiş ama bir destansı kahraman olamamışlardır be! Hayatlarını film yapsan total Türk seyircisi hiç ilgilenmez.

Sık sık söylediği, fanatiklerinin özdeşleşip tekrarlayabileceği, iri aforizmaları vardır. Bunlar rasyonel tavsiyeler veya felsefi derinliği olan sözler değildir. “Düşünüyorum o halde varım” demez o. Mahalle delikanlısının peşinden gidebileceği, daha basit, duygusal cümleler eder. “Sonunu düşünen kahraman olamaz!”, “Ebediyen İskoçya!”, “Biz kefenimizle geldik!” gibi… Beyninden çok kalbiyle konuşur. Sürekli, aynı şeyleri, tekrar tekrar söyler ki, büyük kalabalıklar kolay anlayıp, peşinden gelebilsin.

Eleştiriyi, hatayı kabullenme, fikir alma, destansı kahramanın kitabında yazmaz. O hep haklıdır. Seyircisi, zaten hataları olan kahraman, çok boyutlu karakter istemez. Hikâyede iyi kötü hemen belli olsun, kusursuz kahramanımız kendine karşı olan kötüleri gebertsin, zafer kazansın, rahat rahat seyredelim ister.

Bu sebepten, ona karşı olanlar, eleştirenler, asla muhalif fikirler veya yanlışları gören gözler olamazlar. Olsa olsa ya hain ya düşman ya da düşman tarafından kullanılan maşalardır! Hikâyeyi böyle kurar ve anlatırsanız, kahraman zarar görmez! Sadece yeni bir meydan savaşına başlamış olur!”

Gülse Birsel’in yazısı