ABD’nin son enflasyon verileri de bu dönüşümün en net göstergesi. Enerji maliyetlerindeki yükseliş artık yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil; gıda, kira, lojistik ve hizmet sektörünü de yukarı çekiyor. Bu da enerji şokunun geçici olmaktan çıkması demek.
Türkiye ise bu yeni döneme dünyanın en hazırlıksız ekonomilerinden biri olarak yakalandı.
Çünkü Türkiye zaten yüksek enflasyon, zayıf rezervler, bozulmuş gelir dağılımı ve kırılgan dış finansman yapısıyla son derece hassas bir noktadaydı. Şimdi bunun üzerine bir de enerji şoku ekleniyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine yerleşmesi Türkiye açısından artan cari açık, bütçe açığı ve enflasyon baskısının yeniden büyümesi, TL politikasının zorlanması demek.
Türkiye hâlâ yüksek enflasyonlu bir ekonomiyken şimdi buna yüksek enerji maliyeti ve stagflasyon riski ekleniyor.
Şimdi TCMB’nin önünde çok daha zor bir tablo var. Enerji şoku nedeniyle enflasyon yeniden yukarı giderken kur şoku (dolayısıyla enflasyon) tetiklemesin diye faiz indirimi yapması imkânsıza yakın. Ancak faizlerin yüksek tutulması sanayi üzerindeki baskıyı daha da artıracak.
Türkiye tam anlamıyla stagflasyon riskine sürükleniyor: düşük büyüme, yüksek işsizlik ve yüksek enflasyon aynı anda oluşuyor.