Bu ablukanın ve hukuksuzluğun tam ortasında sivrilen; iktidarı ve patronları asıl rahatsız eden ise Bağımsız Maden-İş’in yürüttüğü ilkeli sendikal mücadele çizgisidir.
Ankara’da gözaltına alınan 82 madenci serbest bırakılırken, Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun TCK 216’dan, yani “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle hedef alınması ve rehin tutulması tesadüf değil. Başaran Aksu’nun ve sendikanın yürüttüğü mücadele; işçiyi sadece aidat ödeyen pasif bir “üye” olarak değil; kendi hakkının, eyleminin ve geleceğinin doğrudan “öznesi” kılan bir hat inşa ediyor.
Salondaki bürokratik pazarlıkları ve icazet kültürünü reddeden; gücünü doğrudan üretimin kendisinden alan bu fiili sendikacılık, tam da işçiyi özneleştirdiği için sermaye düzenini korkutuyor. Daha önce de tutuklanan Başaran Aksu’yu parmaklıklar arkasına iterek madencinin bu iradesini kırabileceklerini sanıyorlar. Oysa kin ve düşmanlığı yaratanlar; aylarca evine ekmek götüremeyen işçinin ahını alanlar, holdinglerin haksız kazancını korumak için kamu gücünü seferber edenlerdir.
Sermayenin cezasızlık zırhı da, garantörlüğü kağıt üstünde kalan iktidar anlayışı da bu çıplak hakikati gizleyemez: Başaran Aksu, Gökay Çakır ve madencilerin yürüttüğü bu haysiyet mücadelesi, sadece bir ücret kavgası değil; işçi sınıfının özne olma ve hakkını söküp alma mücadelesidir.