Bütün ölümlerden sonra, “Ama şu örgütün militanıydı, aslında buradandı, aslında şunlara yardım ediyordu” açıklamaları yapıldı. Doğru olsa bile 3-4 yıl hapsi gerektiren suçlar, ölümlere, yargısız infazlara, işkencelere, faili meçhullere gerekçe sayıldı.
Taş atmak alnından vurulmanın gerekçesiydi, bir meydana çıkmak silahlarla taranıp, başka ölülerin altında ölmenin.
Nasıl ki öldürmenin gerekçeleri değişmiyorsa, değişmiyordu yasaklar da. Bazen trafikti nedeni, bazen eylemcilerin kazılmış çukurlara düşme riski, bazen kendi sıhhatleri. Bitmiyordu, bitmiyor ve bitmeyecekti.
Meydanlar, önce doğrudan demokrasinin, sonra iktidarların yüzünü gösterdiği alanlardı. Bu yüzden şenlikler de idamlar da insanlık tarihi boyunca oralarda yapıldı. İnsanlık, bütün haklar gibi 1 Mayıs’ı da takvime, mücadeleyle kazıdı. Sadece bir bayramı kutlamak için evinden çıkıp, geri dönemeyenler vardı.
Mayıs, bazı coğrafyalarda daha kanlıydı. Ama çoğul bir ses bağırıyordu durmaksızın. Acılar da dertler de biterdi.
Ve, “Sabahın bir sahibi var”dı…