Kökeni, inancı, mezhebi ve fikrini söylemek zorunda bırakmak suç olmasına rağmen bütün cümleler “Önce şunu söyle” diye başlıyor.
Magazin programları “söyletme mecburiyetine” ayrılıyor.
Bunu eleştiren ve neredeyse kentlere girişi yasaklanan Barış Atay, farklı bir dünya tahayyülü olduğunu açıklayan Mert Fırat gibi sanatçılar tehditlerle boğuşuyor.
Suç içeren kelimesi olmayan gazeteciler için paylaşımları gerekçesiyle gözaltı kararı veriliyor.
Muhalefet dâhil, toplumun yaygın kesimi tarafından desteklenen herhangi bir adım ya da karar “karşı çıkılamaz” ilan ediliyor.
Alanı; kafa kesmekten söz edenler, nefret suçu işleyenler, silahlarla poz verenler kaplıyor.
Sadece fikrini beyan edenlere “medeni ölü” sistemi işletilirken, açıkça suç işleyenlerin tekine dokunulmuyor.
Takiyenin ve sızmanın 15 Temmuz gibi sonuçlara uzanabileceği görülmüşken, olabileceğinden de açık insanlar bir sarmala sokuluyor.
Yargının belirleyici olması gereken alan da burası; bin bir suç işlemiş, binlerce kilometreden dünyadaki birçok ülkeyi paramparça etmiş emperyalistlerin vatandaşlarına sağladığı özgürlükler ortamını bu ülke için kararlılıkla savunması.