Gökçer Tahincioğlu: Asıl mesele bu ülkenin çocuklarının nasıl olup da bu hale geldiği, hangi ortamın bunu sağladığı…

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ne zamandır Minguzzi davası, “suça sürüklenen çocuk” başlığı üzerinden tartışılıyor. Minguzzi ailesi, 15 yaşından büyük, 18 yaşından küçük olanların artık bu kapsamda olmaması gerektiğini savunuyor, bunun üzerinden kampanya yürütüyor. Hedefleri hem bu yasanın çıkması hem de bir defaya mahsus olsa da yasanın geriye yürütülmesi. Normalde yasa değişip ağır cezalar gelse de kendi davalarını etkilemeyeceğini gayet iyi biliyorlar zira.

Hukukçuların büyük bölümü ya da şöyle özetleyelim, slogan atmayan, makul hukukçuların büyük bölümü, “suça sürüklenen çocuk” meselesinin çetelerden ibaret olmadığını, arkasında evrensel, geniş bir tartışma alanı bulunduğunu, 18 yaşın altındakilerin çocuk sayılmamasının felaketlere yol açabileceğini söyleyip uyarıda bulunuyorlar.

Konu öylesine sert tartışılıyor ki sosyal medyada, 18 yaşın altındakilerin “çocuk” sayılması gerektiğini savunan avukatların ev adresleri veriliyor, linç edilmeleri isteniyor.

Mesele “suça sürüklenen çocuk” kavramı değil, hiç olmadı.

Suç şebekeleri dün de çocukları kullanıyordu, bugün de… Ancak belki bütün çocukların elinde silah, bıçak yoktu… Çocuklar mafya olmak hayalleri kurmuyor, kolay yoldan zenginleşmeyi ummuyor, “isim yapmak” peşinde koşmuyordu.

Asıl mesele bu ülkenin çocuklarının nasıl olup da bu hale geldiği, hangi ortamın bunu sağladığı…

Asıl mücadele edilmesi gerekenin sokakların mafyalaştırılması, çeteleşmeye izin verilmesi, bir şiddet toplumu yaratılması olduğunu görmek bu kadar zor mu?

Gökçer Tahincioğlu’nun yazısı