Göçmenlerde tüberküloz: Ücretsiz tanı için cezaevine giren hastanın hikayesi

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Türkiye’de, yabancı ülke doğumlu tüberküloz hastalarının sayısı giderek artıyor. 2005’de tüberküloz tanısı alanlarda yabancı hasta oranı yüzde 6,8 iken 2021’de oran yüzde 15,7’ye çıktı. Sağlık Bakanlığı hiçbir ayrım yapmadan, yabancı ülke doğumlular dahil tüm hastaların tedavilerini ücretsiz yapıyor. Bu hastalardan biri de Türkmenistanlı Şograt Gammaliyev.

Türkmenistanlı Şograt Gammaliyev. (Fotoğraflar: Diken)

Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan, Irak, Fas, Yemen, Romanya, Suriye, Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Afrika ülkeleri, Gürcistan, Makedonya, Ukrayna gibi 30’dan fazla farklı ülke doğumlu tüberküloz hastalarımız var.  

İstanbul’da da dünyanın diğer metropollerindeki gibi tüberkülozlu hasta sayısı çok. Kentte kayıtlı hasta sayısı 2 bin 954. 2005’de tüm tüberkülozlular içinde yüzde 8,4 olan yabancı hasta oranı, 2021’de yüzde 25’e ulaştı.

Ücretsiz tanı ve tedavi için hapse girdi

Eşiyle birlikte beş yıldır Türkiye’de yaşayan 39 yaşındaki Gammaliyev, inşaatlarda çalışarak kazancını memleketine gönderiyordu. Kısa zamanda 30 kilo verince iki kez Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gitti. Ama yabancı hasta olduğu için talep edilen ücreti ödeyemeyince tetkiklerini yaptıramadı. Ülkesine dönemezdi, çünkü tedavi kısıtlı ve çok pahalıydı. Bir arkadaşı kısa süreliğine cezaevine girmesi halinde orada her şeyin bedava yapılacağı aklını verdi.

Aslında bu yolu denemesine gerek yoktu. Herhangi bir verem savaşı dispanserine gitseydi ücretsiz tanıya ulaşabilecekti. Bunu bilmeyen Gammaliyev arkadaş tavsiyesine uydu: “Küçük bir hırsızlık yaptım ve Maltepe Cezaevi’ne girdim. Orada bacaklarım çok şişti. Yapılan tetkiklerde tüberküloz olduğum anlaşıldı. Hemen Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Hastanesi’ne yatırıldım. Bir ay mahkum koğuşunda, cezam bitince de normal hasta odasında tedavi gördüm. Toplam altı ay hastanede yattım. İlaçlarım, tetkiklerim, tedavim ücretsiz yapıldı. Şimdi çok iyiyim.”

Gammaliyev’in eşi başka bir şehirde yaşlı bakıyordu. O hastalanmadan önce Yenibosna’da üç arkadaşıyla birlikte bir evde kalıyordu. Arkadaşlarının tüberküloz taraması yapılamamış. Zaten evden de taşınmışlar.

Gammaliyev’le İstanbul Verem Savaşı Derneği Kasımpaşa Dispanseri’nde görüştük. Hastaneden bir hafta önce taburcu olmuştu. Ancak tüberkülozu çoklu ilaca dirençliydi, ayaktan ilaç tedavisi iki yıl daha devam edeceği için dernek yine Kasımpaşa’daki anlaşmalı bir otele yerleştirmişti. Her gün dispansere gelerek ilaçlarını içecekti. Dernek tedavisi boyunca sadece kalacak yer temin etmekle kalmayacak, beslenmesi ve diğer giderleri için de destek olacaktı. Hatta hastane kontrollerinin yol giderlerini de karşılayacaktı.

Ancak bu görüşmeden kısa bir süre sonra Gammaliyev’in eşi tarafından uçak bileti alınıp memleketine gönderildiğini öğrendim. Yarım kalan bu tedaviler bütün dünyanın ve aslında insanlığın sorunu.

Akla gelen ve gelmeyen her yerden hasta var

Dispanserin doktoru Vildan Tümer halen 90 tüberküloz hastasını takip ediyor. 34 senedir tüberküloz hastalarına bakan Dr. Tümer, son 15-20 yıldır yabancı ülke doğumlu hastaları gördüklerini anlattı. Hastalarının üçte biri yabancı: “Hastalar öyle yerlerden geldiklerini söylüyor ki neresi olduğunu anlamak için dünya haritasına, Google’a bakıyorum. Aklınıza gelebilecek her yerden hastamız var. Had safhada dil sorunu yaşıyoruz. Buraya işleri nedeniyle gelen Avrupalılarda da tespit edebiliyoruz.”

Vildan Tümer.

Hastaların ilaç paketlerinin kilolarına göre günlük hazırlandığını belirten Tümer, doğrudan gözetim (ilacın hemşirenin ya da hekimin gözü önünde içilmesi) ve videolu gözetimin (içerken video kaydı çekilip yine hemşire ya da hekime gönderilmesi) tedaviyi uyumu artırdığını söylüyor:  “Ama yüzde 10-15 oranındaki hasta hangi yöntemi kullanırsak kullanalım sorun çıkarıyor ve ilaçlarını aksatıyor.”

Şehremini’de hastaların yarısından fazlası yabancı

İstanbul Şehremini Verem Savaşı Dispanseri hemşirelerinden Birsen Kaya’nın verdiği bilgiye göre sadece orada 28 ayrı ülke doğumlu tüberküloz hastasına tedavi verilmiş. Hastalarının yaş ortalaması 21-45, çoğunluğu erkek. 2022’nin ilk 11 ayında toplam 132 hastanın 70’i yani yüzde 53 yabancı ülke doğumlu. Doğrudan gözetim tedavisi uygulanan hastaların büyük çoğunluğu Afrikalı.

Göçmenlerle ilgilenen dernekler, az sayıdaki poliklinik, gönüllüler tüberküloz hastalarını dispanserlere yönlendiriyor: “Verem savaş dispanserleri bölge bölge çalışıyor. Hasta bizim bölgemizde oturuyorsa tetkiklerini yapıyoruz, tanıyı alınca da tedavisine başlıyoruz. Hastalarımızın çoğunluğunu oluşturan Afrikalılar, diğer göçmen hastalara göre görece daha yoksullar. Videolu gözetimi yapamayabiliyorlar. O yüzden daha çok her gün buraya gelip ilaçlarını içiyorlar. Tedaviye uyumları çok yüksek. Genellikle ilaçlarını düzenli alıyor ve tedavilerini tamamlıyorlar. Tabii başlarına bir şey gelmez, sınır dışı edilmez ya da başka bir ülkeye gitmezlerse…”

Afrikalı hastaların şikayetleri iyice artınca tanı için geldiklerini, bu nedenle hastalıklarının ilerlediğini belirten Kaya, şunları anlattı: “Burada hastalara ne sosyal güvence, ne yasal oturma izni ne de başka bir şey soruyoruz. Tek düşüncemiz hastaya bir an önce tanı koyup tedaviye başlatmak. Maalesef çok kalabalık ve insan onuruna yakışmayan koşullarda yaşıyorlar. Bir odada 15-20 kişinin kaldığını duyuyoruz. Tanıdan sonra hastalara evi paylaştığı, yakın arkadaşlarını getirmesini, taramadan geçireceğimizi söylüyoruz. Ama hepsi aynı yanıtı veriyor ve ‘Yalnız oturuyorum’ diyor. Belki bulundukları ortamdan dışlanmaktan, evden atılmaktan korkuyorlar. Belki adreslerinin tespit edilmesinden…  Maalesef düzenli temas taraması yapamıyoruz, çok azı geliyor.”

Tüberküloza özel sosyal hizmet uzmanı

İstanbul Verem Savaşı Derneği, hastaların tedaviye uyumlarını artırmak için her türlü sosyal ve maddi desteği veriyor.

Tüberkülozda ilk istihdam edilen sosyal hizmet uzmanı olan Naciye Bıyıklı ile görev yaptığı İstanbul Verem Savaşı Derneği’nde konuştuk. Bıyıklı dört yıldır burada çalışıyor: “İlk geldiğimde daha çok Türk hasta odaklı çalışıyorduk. Göçmen hasta sayımız giderek arttı.”

Tüberkülozun aynı zamanda sosyal bir hastalık olmasından ötürü dernek öncülüğünde, İstanbul Sağlık İl Müdürlüğü ile birlikte bir sistem geliştirilmiş. Tüberküloz alanında çalışacak sosyal hizmet uzmanlarına eğitim verilmiş ve sisteme katılmış, hastaların hangilerinin tedaviyi yarım bıraktığı ya da bırakabileceğini değerlendirebilmek için risk haritaları hazırlanmış.

Dispanserdeki ilaçlar.

Bıyıklı, göç yolculuklarının bile tüberkülozu ortaya çıkaran başlı başına bir faktör olabileceğini söylüyor: “Diğer yandan göçmenler burada da kötü koşullarda yaşıyor ve çalışıyorlar. Hijyen, rutubet, beslenme, güvenlik sorunları var. Sosyal güvenceleri yok, asgari ücretin çok çok altında ucuza çalışıyorlar, işleri, yaşadıkları yerler çok kalabalık. Sağlık hizmetine, tanıya ulaşamayabiliyorlar. Örneğin 18 yaş altındaki Afrikalı bir hastaya bir kamu hastanesinde, bir milyon lira fatura çıkarıldı. Hasta ödeyemeyince senet yapmak istediler. Sosyal hizmet uzmanları olarak devreye girdik. Aile hastaneden kaçsaydı, tedavi olmak istemeyecek, dispansere gelmeyecekti. Bazı hastanelerse hastaların tanı almadan önceki hastane borçları yüzünden tüberküloz tedavisinin takibiyle ilgili işlemlerini yapmak istemiyorlar.”

Tanı gecikince de başkalarına bulaşıyor

Tanı ve tedavi süreci başka sorunları da getirebiliyor. İşten izin almak gerekiyor. Maddi yıkımlar yaşanıyor. Göçmenliğin ve tüberkülozun uluslararası bir sorun olduğuna dikkati çeken Bıyıklı, şunları diyor: “Göçmen hastalar doğrudan gözetim tedavisinde daha uyumlu. Çünkü sağlığın kıymetini daha iyi biliyorlar. Zaten zor tanı alabilmişler. Ücretsiz tedavi aldıklarının ve zaten zorlu bir hayat yolculuğu yaşadıklarının farkındalar.”

Yabancı ülke doğumlu hastalara sosyal destek için İstanbul Verem Savaşı Derneği devreye giriyor. Sosyal hizmet uzmanı her göçmen hastanın evini birkaç kez ziyaret ediyor. Tedaviye uyumuna, taramaya ihtiyaca duyanlara, iş gücü kaybına, bakım verdiklerine vs. bakılıyor. Raporlar hazırlanıyor. Tedavi boyunca elektriği, suyu, doğalgaz faturaları, kirası, market alışverişi, yol giderleri, kalacak yeri yoksa otelde konaklama desteği veriliyor.

Aile bile dışlayabiliyor

Tüberküloz hastaları damgalanmaya da maruz kalabiliyor. Bıyıklı zaten çok kalabalık ve sıkıntılı olduklarını söylüyor: “Ailesi bile hastayı damgalayabiliyor ve dışlayabiliyor. Toplumsal anlamda damgalanmak çok büyük bir kriz. Hastalıklarını komşularından, ev sahiplerinden, işyerlerinden saklıyorlar. Çünkü öğrenilirse evden, işten de çıkarılacaklarını biliyorlar. Sistemin içinde, adil olmayan paralar kazanarak bir dünya kurmuşken, tüberküloz hayatlarını katlediyor. Hayatları felç oluyor. Anne baba hastandığı için okuldan alınıp, çalıştırılmak zorunda kalan çocuklar var.”

Örneğin Afganistan, Pakistan’dan genellikle tek erkekler geliyor. Bıyıklı’nın gözlemlerine göre, aileler kendi aralarında para toplayarak en küçük erkek çocuğunu belki kurtulur umuduyla gönderiyor. Kimi burada kalmaya kimi de Türkiye üzerinden başka bir ülkeye geçmeye çalışıyor. Bıyıklı, “Unkapanı’nda 30-40 odanın olduğu bir yerde, her odada 10-15 kişi kalıyordu. Burada iki kişi tüberkülozdan öldü. Ölünce kimsesizler mezarlığına gömülüyorlar” diye anlattı.

Derneğin müdürü Fuat Demir’in verdiği bilgiye göre başka illerdeki dirençli tüberküloz hastalarına da yardım elini uzatıyor, pansiyon, otel, yemek, yakacak, kira, market gibi giderleri için destek veriliyor. Demir, bu destekler sayesinde evsizlerin tedavisinde başarı oranının yüzde 91’e ulaştığını söyledi.

Birinci bölüm: İstanbul’da her dört tüberküloz hastasından biri yurt dışı doğumlu