MESUDE ERŞAN
@mesudersan
mesudeersan@diken.com.tr
Yaklaşık 100 yıldır tüberküloz (verem) savaşını başarıyla yürüten Türkiye’de, yabancı ülke doğumlu hastaların sayısı giderek artıyor. 2005’te yabancı hasta oranı yüzde 6,8’ken 2021’de oran yüzde 15,7’ye çıktı. İstanbul’da aynı yıllarda yabancı hasta oranı yüzde 8,4’den yüzde 24,9’a ulaştı.

Tüberküloz ‘mycobacterium tuberculosis’ basiliyle oluşan bulaşıcı bir hastalık. Yüzde 80’i akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda (kemik, deri, göz gibi) görülebilir. Tedavi edilmeyen veya yetersiz tedavide ölüme yol açabilir. Tedavilerle tüberküloz hastalarında yüzde yüze yakın iyileşme sağlanabilir. Hastalığın tedavi süresi altı-24 ay arasında değişiyor. Hastayı, ailesini ve çevresini etkilemesinin yanı sıra uzun sürecin yol açtığı tedavi uyumsuzluğu ve yıkıcı maliyetler sebebiyle biyopsikososyal bir hastalık olarak kabul ediliyor.
Tedavi herkese ücretsiz
Öncelikle ve önemle vurgulamak isterim ki bu haberle anlatmak istediğimiz asla, “Türkiye’ye gelen göçmen ya da yabancı ülke doğumlular tehlikeli, bulaşıcı hastalıkları yayıyor” değil. Derdimiz sadece mevcut tabloyu ortaya koymak. Kaldı ki Türkiye’nin, cumhuriyetin ilk yıllarından beri başarıyla uygulanan ve gelenekselleşen iyi bir tüberküloz kontrol programı var.
Ülkede tüberküloz tanısı alan herkesin (vatandaş olsun ya da olmasın) ilaçları Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz veriliyor. Gerekirse hastaneye yatırılarak yine bilabedel tedavi ediliyor.
İstatistiklere göre Türkiye’de her yıl hasta sayısı yaklaşık yüzde 5 düşüyor. Neyse ki bu düşüşte, göçle gelen tüberküloz hastaları önemli bir değişiklik yaratmadı.
Pandemi hastalığı değil, tanı ve tedaviyi geriletti
Biraz daha sayılarla konuşalım. Türkiye’de kayıtlı verem hastası sayısı 2018 ve 2019’da yıllık 11 binden fazla iken 2020 ve 2021’de yaklaşık yıllık 9 bin. Bu hasta sayısında azalma anlamına gelmiyor. Hastalara ulaşılamadığını gösteriyor. Salgın döneminde verem savaşı dispanserlerinin muayene, röntgen film sayıları, bakteriyoloji çalışmaları, temaslı muayeneleri düşmüştü. Dünya Sağlık Örgütü ise bu kayıtlı hasta sayısındaki düşüş nedeniyle tedavi edilmeyenler olduğunu ve ülkemizde tüberküloz hasta sayılarının artışına yol açacağını tahmin ediyor.
Cumhuriyet dönemi boyunca verem savaşı dernekleri devlet kurumlarıyla birlikte çalıştı. Verem savaşı dernekleri örnek bir sivil toplum mücadelesi verdi. Hala da Sağlık Bakanlığı’yla birlikte mücadele sürüyor. Tüberküloz kontrolünde verem savaşı dispanserleri önemli bir rol üstleniyor. Dispanserlerde ücretsiz tanı, tedavi, kayıt, temaslı muayenesi, koruyucu tedavi, risk gruplarının taranması hizmetleri ve ihtiyaç duyulursa sosyal yardımlar yapılıyor.
Tüberküloz hasta sıklığı dünyada ortalama yüz binde 125. Türkiye’de sıklık çok daha düşük, yüz binde 10,9. Tüberküloza bağlı ölüm hızı, dünya ve Avrupa ortalamasının altında. Dünyada ortalama 100 binde 19,7, Avrupa’da 100 binde 2,9 iken Türkiye’de yüz binde 0,5.
Ülkedeki üç hastadan biri İstanbul’da
Covid-19 pandemisinin sürmesi, savaşlar, göçler, yoksulluk tüberküloz kontrolünü aksatıyor. Zaten sağlık altyapısı ve personeli eksikliği, ekonomik zorluklar, yoksunluklar yaşayan Afrika ve Asya ülkelerinde tüberküloz sorunu büyümeye devam ediyor. Dünyada 2021’de 10,6 milyon tüberküloz hastası ortaya çıktı. Yaklaşık 1,6 milyon kişi de bu hastalıktan öldü. Hala 4,2 milyon hastanın kayıtsız olduğu tahmin ediliyor. Haliyle kayıtsız hastaların düzenli tedavileri zor. 2021’in kayıtlı hasta sayısı beş yıl geriye gitti, yani 2016 düzeyine geriledi. Mevcut tüberküloz savaşıyla çok yönlü ve büyük boyutlu bu sorunu çözebilmek olanaksız.
Dünyanın önemli metropollerinde tüberküloz büyük sorun ve ölümlere yol açıyor. Malum İstanbul da bir metropol. Kalabalık, hayat koşullarının zorluğu hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştırıyor. İstanbul diğer büyük metropollerindeki gibi ülkemizde tüberküloz sorunun en çok yaşandığı kent.
İstanbul’da kayıtlı hasta sayısı 2 bin 954. Başka bir deyişle ülkedeki her üç hastadan biri burada. Yine İstanbul’da hasta sıklığı yüz binde 18.6. İstanbul’da 2005’de tüberküloz hastalarında yabancı oranı yüzde 8.4’ken, 2021’de yaklaşık yüzde 25’e çıktı. Yani kentteki her dört hastadan biri, yabancı ülke doğumlu.
Yarısı Suriyeli
İstanbul Verem Savaşı Derneği 1927’den beri İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’yla birlikte ortak bir program içinde tüberküloz hastalığıyla mücadeleye büyük katkı sunuyor. Derneğe bağlı farklı ilçelerde toplam dokuz verem savaşı dispanseri, bir bölge Tüberküloz Laboratuvarı, bir gezici tarama ekibi ve hastalara sosyal destekleri organize eden sosyal hizmet birimi çalışmalarıyla hizmetlerini sürdürüyor.
İstanbul Verem Savaşı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan aktif hasta sıklığı açısından Türkiye’nin göreceli iyi durumda olduğunu söyledi.
Göçün tüm dünyanın sorunu olduğunu belirten Kılıçaslan, şunları dedi: “Suriye’deki savaştan önce 100 hastamızın iki üçü göçmenken, bu oran Türkiye ve İstanbul’da kat kat arttı. Yurt dışı doğumlu hastaların yaklaşık yarısı Suriyeli. Suriye’de savaş öncesi tüberküloz kontrolü iyiydi. Onlarda dirençli hasta sayısı az. Diğer yarısı eski Sovyet ülkelerinden (Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan vs.) gelenler. Ama eski Sovyet ülkelerinden hem hasta hem de dirençli hasta çok. Afrika ülkelerinden hastalarımız da var. Son yıllarda Pakistan, Afganistan, Bangladeş doğumlu hastaları çok görüyoruz. Hepsini kendi hastalarımız gibi tedavi ediyoruz.”

Kılıçaslan her yıl 100’ün biraz üzerinde dirençli tüberküloz vakası tespit edildiğini söyledi: “Hastalar eğer eksik ve yanlış ilaçlarla, düzensiz, yetersiz süre tedavi görürlerse tüberküloz mikropları ilaçlara direnç kazanır. Mikropları öldüremez hale gelir. Bu hastalara dirençli tüberküloz diyoruz. Bu hastanın ilaç almasına rağmen bir türlü iyileşmemesi, mikrop çıkarmaya devam etmesi ve laboratuvar testiyle anlaşılabilir. İlaca dirençli tüberküloz hastaları da tedavi edilebilir ve iyileşebilirler. Fakat tedavileri çok daha uzun süreli ve pahalı. Kullanılan ilaçların yan etkileri diğer ilaçlardan daha fazla. Hastaların bazılarında ameliyat gerekiyor.”
‘Göçmen merkezli tedavi yapıyoruz’
Göçmen politikasının tartışılabileceğini ancak Türkiye’deki herkesin, bulaşıcı bir hastalığı varsa TC vatandaşı kadar eşit haklara sahip olmasını doğru bulan Kılıçaslan, “Sağlık Bakanlığı’nın şu ana kadarki tutumu iyi” dedi.
En önemli sorun çok ilaca dirençli tüberküloz tedavisinde yeni ilaçları tüm hastalar için kullanamamak. Klasik dirençli tüberküloz tedavisi 18-24 ay sürüyor. Bu uzun süre hastayı tedavide tutmayı güçleştiriyor. Halbuki Dünya Sağlık Örgütü artık kısa süreli tedavi öneriyor. Kılıçaslan, şöyle devam etti: “Bunlar yeni ilaçlar ve çok pahalı. Çok özel vakalarda, ileri dirençte tedavi süresini dokuz aya kadar düşürebiliyor. Bakanlık getirebiliyor ancak rutin almıyor. Aslında hekim, hemşire, yol maliyeti vs. de düşüyor. Biz sivil toplum olarak çok ilaca dirençli hastalar için yeni ilaçları talep ediyoruz. Aslında çok maliyetli değiller çünkü yılda 100 hastanın ihtiyacı olacak. Bunlar genç insanlar. Tedavi edilirseler ölmeyecekler, dirençli mikrobu kimseye bulaştırmayacaklar.”
Hastaların tanı alması maliyetli olabiliyor. Kamu ya da özel sağlık kurumlarında yabancı hasta fiyat tarifesi uygulandığı için yapılan testler, işlemler vs. çok pahalıya geliyor.
İlgili dernekler, vakıflar, başka sivil toplum kuruluşları ya da göçmenlere destek veren gönüllüler hastaları verem savaşı dispanserlerine veya hastanelere yönlendiriyor. Türk hastalara doğrudan gözetim ya da video gözetimli tedavi uygulanıyor. Yani ya her gün dispansere gidip oradaki sağlık personelinin gözü önünde kendileri için ayrılmış ilaçları içiyorlar ya da evlerine aldıkları ilaçları içerken videolarını çekip gönderiyorlar. Böylece tedaviye uyumları takip edilebiliyor. Doğrudan gözetim ve video gözetimli tedaviler Türk hastalar gibi, yabancı doğumlulara da uygulanıyor.

‘Düzensiz göçmenler başvurmaktan korkuyor’
Yabancı ülkelerde doğan hastalar, sosyo ekonomik seviyelerinin düşüklüğü nedeniyle kötü koşullarda yaşıyor ve çalışıyor. Aynı odayı çok sayıda (beş-10) kişiyle paylaşıyorlar. Tüberküloz bulaşıcı olduğu için aynı oda, evi paylaştığı kişilerin de taranması ve koruyucu ilaç verilmesi gerekiyor.
Kılıçaslan, şunları dedi: “TC vatandaşlarının evine gidiyoruz, gerekirse polis gönderiyoruz. Ama göçmenlere bunu yapamıyoruz. Yakınlarını tam tarayamıyoruz. Sonra bakıyoruz aynı evden altı ay, bir sene sonra bir başka tüberküloz hastası çıkıyor. Özellikle düzensiz göçmenler kamu sağlık kurumlarına başvurmaktan korkuyor. Dispanserlerimizde yasal olarak görevlerimizi yerine getiriyoruz. Ama bize gelmekten çekinmesinler diye pasaport, vize gibi soruları sormuyoruz. Toplumumuzun sağlığını korumak, yakınlarını da getirsinler diye yapıyoruz bunu… “
Tanı alıp tedavisine başlanan bazı hastalar bir süre sonra ortadan kaybolabiliyor. Çünkü yabancı doğumlular için Türkiye geçici bir durak da olabiliyor. Yarım kalan tedavi nedeniyle tüberküloz basiline direnç kazandırdığı gibi gittiği yere onu yayıyor.
Kılıçaslan, tüberküloz mücadelesi için göçmenin sorun olmadığını vurguladı: “Bu dünyanın sorunu. Nereden gelirse gelsin, kaçamazsın ki. Hasta uçağa binip, turist olarak da gelebilir. Örneği hasta belki Afganistan’da olsaydı tanı konulamayacaktı, birçok insana bulaştıracaktı. Burada olduğu için ben tanı koydum, tedavi ettim, dünyaya katkı sağladım. İnsan olarak hep böyle bakar, eşit davranırım. Sınırlarını açıyorsan, ‘Burası metropol’ diyorsan o zaman bu insanlara hizmet verecek şekilde örgütlenmek, çok dilli ve çok kültürlü sağlık hizmeti vermek zorundayız. Sağlık kurumlarında da göçmen duyarlılığının yükseltilmesi lazım.”
DEVAM EDECEK…