
FREDERIKE GEERDINK
‘Şimdi dümeni sen eline al,’ dedi Z. Mutfakta duruyorduk ve omlet yapmak istiyorduk. Buzdolabında yumurta kalmadığından Z. yumurta almaya gitti. O sırada ben basit bir salata yapıyordum. Yumurta kırmayı pek beceremem; o nedenle tavaya yağ koyduktan sonra yumurtaları kırmasını ondan istedim. ‘Tamam‘ dedi. Yumurtaları biraz pişirdikten sonra telefonu çalınca işi bana bıraktı. Kürtçe konuşuyordu ve ne konuştuğunu anlamıyordum. Geri geldiğinde ona ‘Böyle olmuş mu?’ diye sordum yumurtaları işaret ederek. ‘Olmuş,’ dedi.
Z. bir PKK gerillası. Örgütünün basın iletişimini yürütüyor. Cemil Bayık’la röportaj yapmak istediğimde Z. ile görüştüm. Benim için görüşmeyi ve Kandil’e gidiş gelişimi ayarladı. Z. ile Kandil’deki evinde arkadaşça oturup omlet hazırlamak, derinlikli güzel bir sohbet halindeyken öğle yemeği yemek bana normal geldi. Bir yandan da düşündüm: ‘Tuhaf bir durum. Burada küçük bir ülkeden gelmiş, büyük bir basın kuruluşuna bağlı olmayan bir gazeteci olarak Cemil Bayık’la röportaj yapmak için bulunuyorum. Ama şimdi bir PKK gerillasıyla oturmuş yumurta pişirip şakalaşıyorum.
Bir gece önce ‘davet’ geliyor

Gazeteciler Kandil’e gittiklerinde, yolculuklarının yansıması olarak yalnızca yaptıkları röportajları görüyor olmamız ilginç değil mi? Genellikle de Cemil Bayık ya da bazen başka bir PKK ve KCK lideriyle yapılan röportajlar… Geriye yalnızca birkaç dakikalık bir video kayıdı ve birkaç yüz kelimelik bir makale kalıyor, o kadar… Ama Z. öğle yemeğimizden sonra çayımızı hazırlarken (‘Bana ateş verir misiniz lütfen?’), Kandil ziyaretime dair daha çok ayrıntı paylaşmam gerektiğini düşündüm. Siz okuyucularımın da olan biteni merak ettiğinizi biliyorum!
Peki, oraya kendiniz mi çıkıyorsunuz ya da araba mı kiralıyorsunuz? Hiçbiri. Z. ile email üzerinden temasa geçip röportaj için tarih belirliyorsunuz. Röportajdan bir gece evvel Erbil veya Sülaymaniye’ye çağrılıyorsunuz. Z.’ye nerede kalacağınızı söylüyorsunuz. O da ertesi sabah erkenden kaldığınız adrese özel araba gönderiyor.
Gidiş-dönüş 300 dolar

İki buçuk saatte Kandil’e varıyorsunuz. Ben dahil birçok insanın düşündüğü gibi Kandil Irak sınırına değil, İran sınırına daha yakın. Dukan Gölü’nün kuzeyindeki Ranya kentinden (biraz da zigzag çizen dağlar yüzünden) bir saat uzaklıkta. Oralarda PKK’nin askeri kontrolü altında olan düzinelerce köy olduğunu biliyor muydunuz? Ya da binlerce köylünün yaşadığını ve şimdilerde PKK kontrolü dışındaki bölgelerden de o bölgeye pikniğe bile gelinebildiğini? Irak devleti oralara hizmet götürebiliyor ve PKK buna karşı çıkmıyor. PKK sadece bu bölgeyi askeri açıdan kontrol altında tutuyor. Artık bunları da biliyorsunuz.
Kandil’e gidiş dönüş 300 dolar tutuyor. Aslında özel şoförle altı saatlik yolculuk için pahalı değil. Ama benim gibi bağımsız çalışan ve iş yaptığı kuruluşla harcamaları için konuşması gereken bir gazeteci için pahalı sayılır. Cüzdanıma baktığımda PKK’nin yaptığım bu harcamayı karşılıyor olmasını isterdim; ne de olsa para sıkıntısı çektiklerini zannetmiyorum. Ama bir gazeteci olarak böyle bir teklifi kesinlikle kabul etmem. İşim için çok mühim olan bir kuruluş tarafından ağırlanmak yerine bu masrafı kendim karşılamam ve konuyu iş yaptığım basın kuruluşuyla halletmem daha iyi. Bağımsız olmanın basit bir kuralı.
Niçin oruç tutmuyorlar?

Kandil’e kendi başınıza gitmek bir seçenek değil. PKK’nin ve tuttukları özel şoförün yol boyunca karşınıza çıkan yedi-sekiz kontrol noktasında tanıdıkları var. Onların tanıdıkları olmadan buralardan, özellikle de son kontrol noktasından geçmek mümkün değil.
En son sefer geçen martta Kandil’deyken ağırlandığım eve geldim. Şimdiki fark Ramazan ayı olmasıydı. Sabah saat 10’da köye vardığımda herkes uyuyordu. Şoför de biraz kestirmek istedi. Ben de kestirmek dışında ne yapabilirdim? Sonra Z. geldi, beni uyandırdı, birlikte sohbet ettik, yumurta pişirdik ve salata, ekmek ve yoğurtla yedik. Sonra Z. birtakım işlerini halletmeye gidince ben yeniden uyudum.
Bu arada gerillalar Ramazan’da oruç tutmuyorlar. Z. açıkladı: ‘Oruç tutmanın amacı başka insanların çektiği zorlukları anlamaktır. Gerillalar bunu zaten biliyorlar yoksa gerilla olmazlardı.’ Doğru. PKK gerillaları pek de dindar değil diye düşündüm ama bunu söylemeleri pazarlama açısından çok doğru değil. Ayrıca PKK üyelerinin hepsi bu örgüte başkalarının çektikleri acıları bildikleri için katılmadı. Bazıları kendileri travmatize olduklarından ve gidecek başka yer bulamadıklarından dolayı umutsuzluk içinde geldi buraya. Bazı kadınlar evde gördükleri baskıdan kaçmak için… İdealizm dışındaki sebeplerden sadece bir iki tanesi bunlar.
Hep farklı yerde röğortaj veriyor
Saat iki civarında Z. ile röportaj için yola koyulduk.. Takip edilmem kolay olmasın diye cep telefonumu evde bıraktım. PKK’lı bir şoför ana yolu ve ara sıra çalıların arasındaki yolları kullanarak bizi kısa sürede gitmemiz gereken yere götürdü. Z. ile arabadan indikten sonra beş dakika yürüdük. Karşımızda röportaj için hazırlanmış mekan duruyordu. İki ağaç arasına gerilmiş bir ipin üstünde sallanan PKK ve KCK bayrakları, küçük plastik bir masa ve etrafında dört plastik iskemle. İki tane gerilla vardı. Bize su ikram ettiler ve hep birlikte Bayık’ı beklemeye başladık.
Bayık ile daha önceden yapılmış olan röportajların kayıtlarını izlediğimde, bunların kendisinin kaldığı kampta çekildiğini zannetmiştim. Ama gerçek şu ki, her röportaj doğanın ortasında, farklı bir yerde yapılıyor. Mantıklı tabii çünkü güvenlik açısından büyük risk var. Yaklaşık 15 dakika sonra Bayık etrafımızı çeviren silahlı yedi kişi ile yanımıza geldi. Bu insanları röportaj boyunca neredeyse hiç fark etmedim. Çok profesyonel bir biçimde sessizdiler.
‘Bana teşekkür etme’ dedi
İki saat süren röportajdan sonra Z. yanında taşıdığı ağırca duran plastik çantadan bir karpuz çıkarıp bize ikram etti. Cemil Bayık’la birlikte karpuz yedik, biraz sohbet ettik, el sıkıştık, vedalaştık ve korumalarıyla birlikte oradan ayrıldı. ‘Röportaj için teşekkür ederim’ dedim. ‘Bana teşekkür etme’ dedi. ‘Bu benim görevim.’
Z. ve iki gerilla ortalığı temizlemeye başladı. Bayraklar aşağıya indirildi ve dikkatlice katlandı. İskemleler üst üste dizildi, çatallar ve tabaklar bir torbaya koyuldu ve boş plastik su şişeleri küçük bir çöp poşedine atıldı. Oradan ayrılırken arkamızda hiçbir şey bırakmamıştık. Küçük bir çocukken Hollanda’da ormanda gördüğüm bir tabela geldi aklıma: ‘Arkada sadece ayak izleriniz kalsın, yanınıza sadece anılarınızı alın.’
İftardan sonra şoförüm beni hızlıca Erbil’e götürdü. Gece yarısı olmadan yine sabah uyandığım yatağımda dümdüz yatıyordum. İçimde tuhaf bir his vardı. Gerçekten bir gerillaya yumurta kırmasını mı söylemiştim? Kandil’de Cemil Bayık’la röportaj yapmayı beklerken uyuya mı kalmıştım? Gerçekten bu röportajı gerçekleştirmiş miydim? Ellerimizdeki çatallarla oynamış mıydık sahiden? Etrafımda yedi tane silahlı adam var mıydı ve ben onlardan gerçekten hiç rahatsız olmamış mıydım? Evet. Zaman zaman gerçeküstü bir hal alan hayatıma hoşgeldiniz.