Gazeteci Gökhan Biçici'ye işkenceli gözaltı AYM'ye taşındı: Beş polise dava açılmalı

 

Ali DAĞLAR

alidaglar@gmail.com

İMC TV editörü Gökhan Biçici, Gezi eylemlerini takip ederken işkence edilerek gözaltına alındığı suçlasıyla yaptığı başvurulardan sonuç alamayınca AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

Yerde sürüklenerek gözaltına alındığına dair görüntüler, darp edildiğine dair şahitler bulunan Biçici’ye kötü muamelenin faili polislerle, bu emri veren amirin kimlikleri tespit edilmesine rağmen haklarında takipsizlik verilmiş, karar kesinleşmişti.

‘Ceza davası açılsın’

gokhan bicici (amerikaliturk.com sitesinden)
Fotoğraf: amerikaliturk.com

Biçici, polis müdürü O.E.’nin, “Alın bunu götürün, bir apartman boşluğunda işini bitirin” dediğini, bir polisin de bulunduğu aracın şoförü meslektaşına, “Arabadan inin, içeriye gaz bombası atalım, geberip gitsinler!” diye seslendiğini anlatırken, avukatı Metin İriz AYM’den takipsizliğin kaldırılarak polis müdürü O.E ve Çevik Kuvvet polisleri G.D, F.K, Y.U ve A.E hakkında ceza davası açılmasını istedi.

‘Ben gazeteciyim, bana işkence yapıyorlar, yardım edin!’

gokhan bicici (sendika.org sitesinden)

Gazeteci Gökhan Biçici’nin gözaltına alınış sahnesi, Gezi eyemlerinin akıllarda kalan sahnelerinden biriydi. Sosyal medyada da paylaşılan, yukarıdan çekilmiş videoda Biçici, boynunda fotoğraf makinesi, elinde kamerası, bir grup Çevik Kuvvet polisi tarafından yerlerde sürüklenerek gözaltına alınırken, “Ben gazeteciyim, bana işkence yapıyorlar, yardım edin!” diye bağırıyordu.

Gözaltı ve işkence emrini verdiği öne sürülen Çevik Kuvvet Müdürü O.E ile polisleri G.D, F.K, Y.U ve A.E’yi, kamera görüntüleri ve tanıklarla teşhis eden Biçici’nin şikayetiyle ilgili takipsizlik verildi, karara yaptığı itiraz da reddedildi. Başvuru yolları tükenince avukat Metin İriz müvekkili adına AYM’ya bireysel başvuruda bulundu.

‘Alın bunu götürün, bir apartman boşluğunda işini bitirin’

Başvuruda Gökhan Biçici’nin olaya dair anlatımları da yer aldı.

“Taksim Gezi Parkı’na yönelik 15 Haziran akşamı gerçekleşen polis müdahalesinin ardından yaşanan gelişmeleri saat 06.00’a kadar izlemiştim. Ertesi gün Taksim Dayanışması saat 16.00’da Taksim’de toplanma çağrısı yapmıştı. Taksim öncesi 15.00’da Beşiktaş ve Harbiye’de toplanmalar olacaktı. Şişli Merkez Camii noktasına geldiğimde sokaklar artık iyice kalabalıklaşmış ve binlerce yurttaş Taksim yönüne yürüyüş halindeydi. Halaskargazi Caddesinin Rumeli Caddesiyle kesiştiği noktaya yaklaşırken, polisin kitleye müdahaleye başladığını gördüm.”

Polisin Şişli yönüne doğru müdahalesini takip ettim. Bölgedeki çevik kuvvetin amiri olan, omzunda çelenk ve tek yıldız bulunan bir çevik kuvvet yetkilisi (Çevik kuvvet şube müdür yardımcısı O.E imiş) yanıma yaklaşarak ‘Sen kimsin’ dedi. Boynumda asılı kartımı gösterdim. ‘Ben senin gibi basının’ diyerek küfür etti. O bunu yapınca diğer polisler etrafımı sardı, hızla çantamı boşaltıp İPAD’ime el koydular. Boynumdaki gaz maskesini kopartarak parçaladılar, kaskımı ve gözlüğümü parçaladılar. Çantamdaki solüsyonu  döktüler. Müdür ‘Bunu alın’ deyip uzaklaştı. Yanıma bir polis diktiler.  Bu esnada sık sık gaz kullanarak insanları kovalıyorlardı ve benim maskem, solüsyonum ve gözlüğüm olmadığı için gazdan etkileniyordum. Hala tam bir gözaltı muamelesi yoktu. Telefonumla İMC TV’ye ve YÖN FM’e canlı bağlantı yaptım, durumumu twitterdan paylaştım. Halk tencere tava eylemi yapıyordu. Polisler de yukarıya doğru cop, bayrak veya el sallıyordu. O esnada yanıma gazcılardan biri geldi, ‘Çekim yapma’ dedi. Ben de ‘Gözaltına alınıp alınmadığım hala belli değil. Beni sürükleyip duruyorsunuz’ dedim, ‘Gözaltındasın’ dedi. Telefonu uzattım, foto albümünü açıp sildi. ‘Yapamazsın, hukuksuz halde ne telefonumu alabilir, ne de görüntülerimi silebilirsin’ dedim. Polis, ‘Telefonunu da alırım .ötüne de sokarım’ diyerek hakaret edip üzerime yürüdü. ‘Gazeteciyim, böyle davranamazsın’ dedim. O andan itibaren fiziksel müdahaleye başladı. Diğer polisler de yanımıza geldi ve ellerimi, kollarımı tuttular. O amir diğerlerine ‘Alın bunu götürün bir apartman boşluğuna işini bitirin’ dedi.

İki santim farkla kurtulan hayat

Gezi olayları sırasında polisin bu tip uygulamaları olduğunu biliyordum. İnsanları gözaltına alır gibi yapıp, saatlerce dolaştırıp, dövüp bıraktığı örnekler vardı. Vurmaya başlamışlardı, can güvenliğimin de artık tehlikeye girdiğini düşündüğüm için yüksek sesle insanlara seslendim. ‘Ben gazeteciyim, bana işkence yapıyorlar, yardım edin’ diye bağırdım. Bunun üzerine iyice saldırganlaşıp her yönden vurmaya başladılar. Kendimi korumaya çalışıyor, bir yandan da sesimi duyurmaya çalışıyordum. Bir ara düştüm. Darbelerin etkisiyle sendelemiştim, yerde kendimi daha rahat koruyabileceğim kaygısı ile kendimi yere atıp cenin pozisyonu aldım. Sokak boyunca pencerelerdeki insanlar inanılmaz tepki gösterdi. Polisler kafama ve kasıklarıma darbe üstüne darbe indiriyordu. Darbelerin amacının kalıcı hasar bırakmak olduğu açıktı. Daha sonra muayene eden doktorlar ‘Kendini çok iyi korumuşsun, şanslıymışsın, yoksa o darbeler iki santim yukarı veya aşağı gelse hayati tehlike yaşayacakmışsın’ dedi. Kasıklarıma atılan tekmeler o bölgemi mosmor etmişti. Kaşımın açılmasına neden olan darbe iki-üç santim aşağı gelse gözümü akıtabileceği söylendi. Yani o iki santimler belki de hayatımı kurtardı.

‘Arabadan in, içeriye gaz bombasını atalım, geberip gitsinler’

Polisler beni sürükleyerek götürdüler. Ellerimi arkadan plastik kelepçelediler. İşkence amaçlı öyle bir sıktılar ki, bileklerimin koptuğunu hissettim. Gözaltı otobüsüne götürdüler. Yolda götürürken, yanımdan geçen polisler çelme takıyorlardı. Bir tanesi beni ölümle tehdit etti. Çevredeki insanlar tepki gösteriyordu.  Beni götüren polis otobüse bindirir bindirmez kafama yumruk attı ve ‘Burada da konuşsana… yaptığımın herifi’ dedi. Koltuğa oturttular. Sonra bir polis arabaya bindi ve ‘Bunları yeterince okşadınız mı?’ diye sorarak copunu çıkarttı. Otobüsün ortalarındaydım. Kafamı kaldırarak ‘Ben gazeteciyim, bana vuramazsın, bu insanlara da dokunma’ dedim. O çıkışım üzerine polis şaşırdı, fazla vurmadan yanımdan geçti ama arkadaki iki gence sertçe vurdu, indi. Otobüsteki 11 kişi o ana dek pek çok kez benzer halde polisin arabaya binerek kendilerini dövdüğünü, benim getirilmem ve o çıkışı yapmamdan sonra durduğunu söyledi. Otobüs İstanbul Radyosu önünde durdu, kapı açıldı, şoför polis dışarıdan biriyle konuştu. Arabada kaç kişi olduğunu sordu diğer polis, sayıyı söyledi. Dışarıdaki polis şoföre ‘Arabadan in, içeriye gaz bombasını atalım, geberip gitsinler’ dedi. Yapmadılar ama bunun bir işkence yöntemi olduğu açıktı. Pek çok gazeteci sürekli aynı çevik kuvvet ekibini ve aynı müdürü tarif ediyordu. Belli ki bu ekip ve bu yetkili daha yukarıdan görevlendirilmişti. Bana o muameleyi yapan çevik kuvvet ekibinin her iki gazcısı bana en çok vuran kişilerdi.”

Öldürülen Savcı Kiraz dosyayla ilgilendi ama!

Avukat Metin İriz, müvekkiline gözaltına alınışı ve sonrasında yapılan işkenceye dair fotoğraf ve görüntülerle tanık ifadelerinin dosyaya sunulduğunu belirterek, takipsizlik kararının isabetsiz olduğunu savundu. Şikayet edilen isimlerin ve müvekkilinin defalarca ifadeye çağırıldığını, dosyanın pek çok savcı değiştirdiğini belirten avukat İriz, adliye baskınında öldürülen Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın dosyayla ilgilendiğini fakat dosyanın ondan da alınarak takipsizlik veren savcıya verildiğini belirtti.

“Başvuran uğramış olduğu saldırı ile doktor rapor almıştır. İşkence ve kötü muamele yasağı, adil yargılama ve düşünceyi ifade özgürlüğü hakkı ile ilgili olarak başvuranın kişisel ve güncel hakkı doğrudan doğruya zedelenmiştir” diyen İriz, TCK 94’e göre işkencenin 15 yıl ağır hapis cezası öngördüğünü vurguladı.

“Savcının dava açma mecburiyetine rağmen takipsizlik vermesi kolluğa imtiyaz ve işkenceye hoşgörüden kaynaklanmaktadır” iddiasında bulunan İriz, AYM’nin ‘işkence yasağı, adil yargılama ve düşünceyi ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine dair karar’ vermesi ve takipsizliğin kaldırılarak polis müdürü O.E ve Çevik Kuvvet polisleri G.D, F.K, Y.U ve A.E hakkında ceza davası açılmasına karar verilmesi talebinde bulundu.