Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Özgürlük adına seks ve flörtü reddetmek, evlilikten ve annelikten feragat etmek gerçekten bir devrim mi, yoksa kendi kendini cezalandırmanın bir yöntemi mi?
Patriyarkanın boyunduruğundan kaçayım derken, kadınların tüm insani deneyimlerden uzaklaşması biraz aşırı değil mi? Yani, sistemle savaşırken insan olmayı unutmak mı özgürleşmenin yeni formülü?
Sanki dünya kadınlarının çoğunluğu ilişkileri Disney prensesleri gibi yaşayıp, evlilikten sonra güllük gülistanlık bir hayat bulacağını zannediyormuş da, Güney Koreli feministler gelip “Hayır, bu bir tuzak!” diye uyarıyormuş gibi. Çocuk sahibi olmama kararı, ekolojik veya kişisel bir tercih olabilir, ama bu listeyi ‘tam paket’ olarak satmak biraz tuhaf kaçmıyor mu?
Gelelim bu hareketin Türkiye’de işleyip işlemeyeceği meselesine. Açık konuşmak gerekirse, bu 4B kuralını burada uygulamak pek kolay değil.
Burada insanlar flört etmeden duramaz, çünkü zaten flört kültürü ‘yürüme’ sanatı üzerine kurulu; aşkta başarısız olmak bile bir keyif unsuru. 4B hareketi, geleneksel kalıplara karşı bir başkaldırı gibi görünse de, bu başkaldırının radikalliği bir noktada “Herkes benden uzak dursun!” isyanına dönüşüyor.
Özgürleşmenin yolu toplumdan tamamen kopmaktan mı geçiyor? İnsan kendine bunu yapar mı? Yoksa bu, “Her şeyden vazgeçtim, ama işte bu da benim devrimim!” diyerek yalnızlıkla barışma süreci mi?