'FETÖ'nün siyasi ayağı' polemiğinde CHP'den rapor: AKP'ye 2004 MGK'sı hatırlatıldı

 

CHP, AKP’yle giriştiği ‘darbe girişiminin siyasi ayağı’ atışmasında, 2004 Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) ‘FETÖ’ye karşı alınan ancak uygulamaya konmayan kararları hatırlattı.

Fotoğraf: Reuters

Cumhuriyet’ten Aykut Küçükkaya’nın haberine göre CHP Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran koordinatörlüğünde ‘AKP-FETÖ ilişkisinin 17 yılı’ temalı üç rapor hazırlandı.

Raporlar ‘AKP için FETÖ’nün miladı’, ‘Bir elmanın iki yarısı: AKP ile FETÖ’ ve ‘AKP, 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ’den kopamadı!’ başlıklarını taşıyor.

MGK hatırlatması

Raporların ilkine göre CHP, AKP’nin ‘FETÖ’ye ilişkin ‘miladı’nı 17-25 Aralık operasyonu değil, 2004’teki MGK olarak kabul ediyor.

Raporda, 24 Haziran 2004’teki MGK’da Nurcular ve Fethullah Gülen’in faaliyetlerinin gündeme alındığı, MİT ve Genelkurmay tarafından Gülen’in yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerinin tehditine yönelik sunum yapıldığı ifade edildi.

MGK’da Gülen’in faaliyetlerinin izlenmesi ve tasfiye edilmesine ilişkin kararlar alındığı, imzalanarak kayda geçirildiği belirtilerek dönemin dışişleri bakanı Abdullah Gül’den büyükelçiliklere gönderilen ‘Milli Görüş ve Gülen okulların yardım’ genelgelerinin iptal edilmesinin istendiği, ancak bunun yapılmadığı dile getirildi.

28 Şubat’a gönderme

Raporda şöyle dendi: “Ancak bu genelgeler (20 Mayıs 2014’e kadar) geri çekilmediği gibi, 2008 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP’nin ‘laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği’ gerekçesiyle kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamede söz konusu fiiller arasında sayılmıştır. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK Kararı’nın 28 Kasım 2013’te Taraf Gazetesi’nde yer almasının ardından AKP’li yetkililer ‘MGK gündemine dönemin Cumhurbaşkanı Sezer tarafından getirildiğini, hükümetin dahli olmadığını ancak kararı yok hükmünde saydıklarını ve uygulamadıklarını’ yandaş medya ise ‘Hükümet’in kararın içini boşaltıp uygulamadığını, MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olması nedeniyle hukuken de uygulamak zorunda olmadığını’ açıklama çabasına girmiştir. Bu noktada Erbakan’a 28 Şubat kararlarını imzaladığı için eleştiri yöneltenlerin 481 sayılı MGK kararına karşı idiyseler neden direnmediklerini ve uygulamayı düşünmedikleri bir karara neden imza attıklarını sormak gerekir. 2004 MGK Kararı’na imza atan 5 askeri yetkiliye karşın AKP Hükümeti’nin 7 sivil üyesi bulunmaktayken, karşı çıkmaları halinde bu kararın çıkmayacağı aşikârdır.”

Özkök’e atıf

CHP’nin raporunda 17-25 Aralık ‘AKP-FETÖ suç ortaklığının bozulmasının miladı’ olarak anılırken AKP’nin MGK kararının yok sayarak uygulamadıklarını söylediği ifade edilerek bunun darbe girişimine giden sürecin önünü açtığı öne sürüldü.

CHP raporunda, dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök’ün Meclis Darbe Komisyonu’nda “FETÖ’ye karşı hükümeti 2004 yılında MGK kararıyla uyardık. Ancak pek fazla bir şey yapılmadığını gördük” dediği kaydedildi.

CHP sordu

CHP raporda “Soruyoruz” diyerek şunları kaydetti: “2004 MGK Kararı, Bakanlar Kurulu kararı haline dönüştürülüp kararlı bir şekilde uygulansaydı; FETÖ, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirecek güce erişebilir miydi?”

‘Bitsin bu hasret’

Raporda, Erdoğan’ın 3 Ağustos 2016’da Din Şurası’nda ‘FETÖ’ için “Aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapı” dediği belirtilerek bunun hedef birliğini gösterdiği savunuldu.

CHP, cumhurbaşkanının 15 Haziran 2012’de katıldığı Türkçe Olimpiyatları’nda “Bitsin artık bu hasret” diye Gülen’e “Türkiye’ye dön” çağrısı yaptığı dile getirilerek 17-25 sonrası Gülen’le uzlaşma arandığı iddia edildi.

‘Desteğin itirafı’

Raporda şunlar kaydedildi: “Başbakan Binali Yıldırım ise 23 Ekim 2016’da yaptığı açıklamada ‘Eski bir Genelkurmay başkanı (Hilmi Özkök) çıkıp diyor ki ‘Biz 2004’te uyardık.’ Ne uyardınız kardeşim, karara bakıyoruz ‘Nur cemaati ve hizmet hareketi izlenmelidir’ diyor. Ne zamandan beri cemaatler terör örgütü oldu. Bizim için kırmızı çizgi, terör faaliyetinin başladığı gündür, o da 17 Aralık’tır. Hiç kimse eline silah almadıkça, insanları öldürmedikçe terör örgütü muamelesi göremez. Bu örgüt devletle bilek güreşine 17 Aralık’ta başlamıştır’ ifadelerini kullanmıştır. Başbakan Yıldırım’ın bu beyanlarındaki çelişkilere açıklık getirecek olursak; 2004 MGK Kararı’nda, doğrudan ‘Fetullah Gülen Grubu’ ismi geçmektedir ancak Başbakan Yıldırım bunu gizlemeye çalışmaktadır. Dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök’ün, ‘2004’te Hükümeti uyardık’ açıklamasına karşı çıkmaktadır. Belgeler ise Başbakan’ı yalanlamaktadır. Başbakan, ‘Bu örgüt devletle bilek güreşine 17 Aralık’ta başlamıştır’ demek suretiyle, bir yapının terör örgütü olup olmadığına, devlet aleyhine çalışıp çalışmadığına devletin güvenlik raporlarına bakarak değil, AKP ile olan ilişki durumuna bakarak karar vermektedir. ‘Hiç kimse eline silah almadıkça, insanları öldürmedikçe terör örgütü muamelesi göremez. Terör faaliyetinin başladığı gün 17 Aralık’tır’ ifadesi ise maalesef trajikomiktir. Ne 17 Aralık ne de 25 Aralık, silahlı bir eylem değildi, kimsenin elinde bir silah yoktu. Peki ne vardı? Ayakkabı kutularından çıkan dolarlar, çikolata kutularında giden rüşvetler, 700 bin liralık kol saati, evdeki para kasaları, para sayma makineleri, bir türlü sıfırlanamayan milyonlarca dolar ve euro vardı… (…) Erdoğan’ın 17-25 Aralık’tan sonra ‘Bunlar devlet içinde devlet olmuşlar’ ve ‘Ne istediniz de vermedik’ sözleri, her ne kadar suçlama ve sitem içerse de, aynı zamanda o tarihe dek verdikleri desteğin itirafı niteliğindedir.”

Erdoğan, kendisini 15 Temmuz’un ‘siyasi ayağı’ olarak tanımlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 250 bin liralık tazminat davası açmıştı.

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na: Göreceksin kim siyasi ayağı, hesabını vereceksin

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a karşı Bahçeli’yi anacak: ‘Pensilvanya’nın eski sevdalısı’

Erdoğan Kılıçdaroğlu’nun ‘FETÖ’nün siyasi ayağı’ sözünün bedelini biçti: 250 bin lira

Kılıçdaroğlu’nun ‘FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı’ sözüne AKP: Bedelini ödeyecek