Habere imza atan kişi, bir makale için aylarını veren Pulitzer ödüllü 77’lik Seymour Hersh olmasaydı “Hadi oradan der” geçerdik. Bu ülkenin istihbarat şefi ‘Suriye’ye girmek için 8 füze attırır, gerekirse Süleyman Şah’ı vururuz’ diyebiliyor olmasaydı umursamazdık. Suriye’ye gönderilmiş 2 bin TIR’lık mühimmat itirafı olmasaydı “Geç bunları” derdik.
Peki ABD bu bilgileri neden kamuoyuyla paylaşmadı? Hersh’e konuşan eski istihbarat yetkilisinin yanıtı şu: “Zamanında Esad’ı suçladığımız için şimdi tükürdüğümüzü yalayıp Erdoğan’ı suçlayamayız. Erdoğan’ın sarin gazı saldırısındaki rolüne ilişkin bildiklerimizi açıklarsak sonucu felaket olur.”
O halde neden şimdi? Beyaz Saray’ın inkâr etmesinin önemi yok. Bu, “Bilgiyi veririm ama inkâr ederim” parolasını anımsatıyor.
Yetkililerin Hersh’e konuşması meselenin bilinmesinin istendiğine delalet ediyor. Belli ki ABD, Türkiye ile uyum sağlamakta zorlanıyor ve zorlayıcı bir ortam yaratmaya çalışıyor. Bundan Türkiye’yi gözden çıkardıkları sonucu çıkmaz. Öyle olsaydı örtülü teyit yoluna gidebilirlerdi. Ayrıca “Doğru” demek de ABD’yi hayli sıkıntıya sokardı. Bu durumda kırmızı çizginin muhatabı Türkiye olurdu! Ve ayrıca bataklığa birlikte girdiler. Ne var ki yollar ayrıldı. Bingazi’de ABD konsolosluğuna saldırıdan sonra CIA, Libya’dan Suriye’ye silah sevkıyatı operasyonundan çekildi ama ‘rat line’ (gizli hat) kesilmedi. ABD temkinli polikayla beladan sıyrılmaya çalışırken Türkiye Rus ruletine devam etti.
Ve şimdi işin en pis tarafı Türkiye’ye yıkılıyor. ABD ile senkronize olan Suud bile pirüpak! Haklıysan da saldırının ilk dakikasında şeksiz “Esad yaptı” der ve Adana’da 2 kilo sarin ile yakalanan 5 kişiyi salarsan kendini anlatamazsın. Ezcümle milli fren mekanizmalarını bertaraf edenlere harici frenler geliyor. Yalan ya da doğru Hersh’ün yazısı Türkiye’nin ABD nezdindeki yeni yerini gösteriyor.