Başta Mısır olmak üzere İslam dünyasında 1970’lerden beri ötekine karşı şiddeti meşru gören hareketler, Müslüman dünyanın makul kesimlerinden çok anlamlı reddeyilerle karşılaşmadığı için palazlandıkça palazlandı. Ve dün Sudan’da siyah kadınlara karşı iğrenç suçlar, bugün Suriye’de Kaide-Selefi dehşeti ve Nijerya’da Boko Haram haydutluğu bile Müslüman dünyanın şiddetle muhtaç olduğu iç hesaplaşmayı başlatamadı. Maalesef şiddet kendi cenahına yönelmediği sürece mazur görülüyor ya da önemsizleştiriliyor.
Mahcup edalarla “İslam’da yeri yok” ve “İslam’ı lekeliyor” çıkışları yetersiz. Hele hele kendini İslam’a nisbet eden grupların sapkınlıkları minberlerden sanal kürsülere, özel seminerlerden uydu kanallarına kadar sayısız platformda alenen destekleniyorsa bu çıkışlar ‘barış dini’ üzerindeki gölgeyi kaldırmaya yetmez. Cihad adı altında şiddeti teşvik ve finanse edenlerin dokunulmazlıkları ortadayken birileri çıkıp Boko Haram’ın CIA’in güdümünde olduğu ve ABD’nin petrol zengini Nijerya’yı işgal için bahane aradığına dair komplolarla odağı kaydırıyor. Bu, tipik hiçbir özeleştiriye girmeden her illetin müsebbibi olarak dış mihrakları görme hastalığı.