Bir ülkenin geleceğini şekillendiren unsurlardan biri de ülkenin geçmişinden, tarihinden aldığı derslerdir. Tarih, üzerinde keyfî tasarruf yapılabilecek bir alan değil; ortak hafızamızın, milli kimliğimizin ve devlet geleneğimizin temelidir. Bu nedenle eğitim politikalarında kullanılan her kavram, milyonlarca öğrencinin zihninde yeni bir anlam inşa eder.
Milli Eğitim Bakanı’nın, “Kurtuluş Savaşı yerine ‘Milli Mücadele’ denilmeli. Neyden kurtuluyoruz?” şeklindeki açıklaması da tam bu nedenle sıradan bir kelime tartışması değildir.
Bir eğitim bakanının görevi, tarihçiler arasında yeni tartışmalar üretmek değil; bilimsel birikimi esas alan, ortak toplumsal hafızayı güçlendiren ve eğitim sistemine güven veren politikalar geliştirmektir.
Eğitim, kişisel yorumlarla değil; akademik yöntemle, uzmanlıkla ve kurumsal akılla yönetilmelidir.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Liyakatten uzak atamalar yalnızca yanlış kararlar doğurmuyor; kurumlara duyulan güveni de aşındırıyor. Çünkü devlet kurumları kişilerin bireysel kanaatleriyle değil, bilgi, uzmanlık ve ortak akılla ayakta kalır.