Yeni Türkiye’de ne işçi ölümleri tesadüf ne de kız çocuklarının tarikat yurtlarında yaşamlarını yitirmeleri. Soma orada duruyor, Ermenek, Torunlar orada duruyor. Güvencesiz, taşeron, asgari insani koşullardan dahi uzak çalışma şartlarında insanlarımızın beşer onar, onar yüzer ölmeleri elbette ki bir tesadüf değil.
Yine bir tarikat yurdu, yine kopkoyu, zift gibi bir yoksulluk, yine anne babaların üzerine sinen çaresizlik ve yine çırpına çırpına can veren yoksul kız çocukları. Çünkü gericiliğin o tarikatlara ihtiyacı var, o bitimsiz yoksulluğa, o derin cehalete ihtiyacı var, çünkü ölü çocuk bedenlerinin üzerinde yükseliyor bu rejim.
‘Devletin bekası’ ile ‘kapitalizmin bekası’ örtüştüğü için, modern zamanlarda devletin bekasına yönelik en büyük tehdidi emekçi sınıflar oluşturuyor.
Velhasıl, Şirvan’dan Aladağ’a, OHAL’den grev yasağına uzanan bir yol var, tam da bu nedenle işçi ölümleri ile kız çocuklarının ölümü arasındaki mesafe sandığımızdan da yakın!