Evrim Kepenek: Toplum devletten daha eşitlikçi bir çerçeveden bakıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Mayıs ayındayız. Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde, Mabel Matiz’in müstehcenlik suçlamasıyla yargılandığı karar duruşması öncesindeyiz. 

Kırmızı ayakkabılı, rengini şimdi hatırlayamadığım gömlekli bir genç, gelen herkese bilgi veriyor, basının sorularını yanıtlıyor, avukatlarla konuşuyor.

Dayanamıyorum, yanına yaklaşıyorum. “Pardon, siz de Mabel Matiz’in ekibinden misiniz?”

“Hayır” diyor. “Ben bu adliyede başka bir mahkemede kâtip olarak çalışıyorum ve Mabel Matiz hayranıyım.”

Aylar sonra taksideyim. Mabel Matiz’in “Öyle kolaysa gel başımdan kaldır at sevdanı” şarkısı çalıyor. Taksiciye rica ediyorum: “Sesini biraz açar mısınız?”

Açıyor ve şarkıya birlikte eşlik ediyoruz. “Çok severim bu şarkısını” diyor.

Başlıyoruz, “En iyi şarkısı bu, yok şu” diye tartışmaya. “E” diyorum, “Eşsincel diyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?” “Bana ne” diyor. “Onun özeli.” Bu cümleye takılıyorum. “Bana ne.”

Mabel Matiz konserlerine gidiyorum. Her kesimden insan orada. Çocuk, genç, yaşlı…Her ekonomik gelirden, her sınıftan insan konserde.

Mesleğim gereği Türkiye’nin farklı kentlerine gidiyorum. Yine söz konusu LGBTİ+ meselesi olduğunda genelde benzer sözler duyuyorum: “Bizi ilgilendirmez ki…” Sonra hemen her yurttaştan yoksulluk, ekonomik kriz, kiraların yüksek olması gibi sorunları dinliyorum.

Gelelim bugüne “Ailem Güvende” operasyonlarını devlet, “aileyi güvende” tutmak için yaptığını söylüyor.

Görünen o ki toplum bu konuda devletten daha hak odaklı, daha eşitlikçi bir çerçeveden bakıyor. Belki bunu bizim anlattığımız gibi, “eşitlik olsun”, “ayrımcılık olmasın”, “LGBTİ+ hakları insan haklarıdır” cümleleriyle söylemiyor. Başka bir şey söylüyor: “Bana ne, bu onun hayatı.”

Belki diyeceksiniz ki bunlar sizin gözlemleriniz. O zaman araştırmalara bakalım.

Evrim Kepenek’in yazısı