HÜRREM SÖNMEZ
Şu an iktidarda o olduğu için, başımıza gelen en büyük felaketin AKP olduğunu düşünmeye pek meyyal olduğumuz vakitlerden geçmekteysek de ‘muhalif’ görünümlü ırkçılar kendilerini sektirmeden hatırlatıyor sağolsun.
Müesses nizam haline gelen mutlak kötülüğü ve pespayeliği bir kenara koyarsak; AKP iktidarı altında geçen yılların ayrıca bir büyük iyiliği bir de büyük kötülüğü oldu bize.
İyiliği şu: Toplumun ülkenin batısında yaşayan önemli bir kesimi özellikle Gezi Direnişi etkisiyle iktidara muhalefet etmek denen şeyin ‘bir kısım vatan hainlerinin veya emperyalistler tarafından beyni yıkanmış anarşiklerin rutin mesaisi olmadığını’, bilakis özgürlüklere kasteden, gündelik hayatı tehdit eden despotik bir rejime karşı durmanın insani bir görev olduğunu idrak etti.
Bazıları devlet masallarına inanarak sürdürdükleri ahir ömürlerinde ilk defa, devletin bir şiddet aygıtı olabileceğini ve ne kadar büyük yalanlar söyleyebileceğini yaşayarak tecrübe etti.
Fakat AKP iktidarının bir de büyük kötülüğü oldu: Kimi faşistler sırf AKP karşıtlığından kendilerini ‘muhalif’ diye yutturur oldu.
Bu muhalif görünümlü faşistler arasında bir müsabaka düzenlense açık ara birinciliği alabilecek Yılmaz Özdil, Roboski katliamı sonrası yazdığı ‘katır’ yazısıyla belleklerimizin ‘vicdansız ırkçılar’ hanesine derin bir çentik atmış bir zat-ı muhterem.
Birkaç gün önce ilk defa gördüm Roboski’yi. Köyün yollarına, ağaçlarına, evlerine bakarken utanç ve acı duydum. Ölen çocukların duvardaki fotoğraflarına, sağ kalan çocukların gidenlerin ardından yazdığı şiirlere, katırlar üzerinde ölü bedenlerin indiği o dar patika yola baktım; köyün üzerine çökmüş ölüm ağırlığına….
Şükürler olsun bir hafızamız var da kimin ne zaman ne yazdığını hatırlayacak durumdayız. Roboski’de küçücük çocuklar katledildiğinde, kurbanlar ‘kaçakçı’ diye şeytanlaştırıldığında ‘Katırlara yazık oldu’ yazabilecek kadar insanlıkla bağını kesmiş olanlar, karşımıza geçmiş bize ders veriyor şimdi. Tavsiyede bulunuyorlar, kalaşnikofa şarjör olmayaymışız.
Peki ya siz hangi kirli ittifaka payanda oldunuz ömrünüz boyunca? İnsanlık onurunuzu hangi dönemeçte bıraktınız da ‘Tek vatan tek bayrak’ diye kendinizi paraladığınız, ama aslında zerrece gönül bağı kurmadığınız topraklar üzerinde çocuklar ölürken böyle yazılar yazabildiniz, içiniz elverip şehrin sokakları ışıl ışıl yeni yıl karşılayabildiniz? Facebook profillerinize Türk bayrakları koyarak mı sevecektiniz bu ülkeyi? Bir partiye oy veren insanları ‘kalaşnikofa şarjör’ olacaklar diye nitelendirirken, siz kimlerin tetikçiliğini yaptınız kişisel tarihiniz boyunca? Savaş çığlıkları atarak kazandığınız ekmeğinize kaç masum gencin kanı bulaştı?
Bu ülkede en kolay şey, ırkçı nefrette mutabakat sağlamaktır. Barış için asla kuramadığınız müşterek dili, mevzu nefret olduğunda bir çırpıda kurabilirsiniz. Ulusalcısı, AKP’lisi hep bir ağızdan kin kusmaya başlar. Kimse dönüp de kimlerle yan yana durduğuna, kimin değirmenine su taşıdığına bakmaz. Soma’da ölüp gitmiş günahsız madenciler dile gelip de aksini iddia edemeyeceği için onların dilinden teşekkür pankartı yazacak kadar, kendisini protesto eden kadınlara yakışıksız göndermeler yapabilecek kadar ahlakı bir kenara koymuş iktidarla aynı cenahta durmaktan hiç imtina etmezler.
Önümüzdeki seçim sadece bir milletvekili seçimi, sadece bir siyasi iktidar seçimi değil, aynı zamanda bir geleceğin, hayatta kimden yana durduğumuzun seçimidir, hepimiz farkındayız. Yalancıdan, hırsızdan, uğursuzdan yana iseniz buyrun devam edin komplo teorilerinize, biriniz şarjör olmakla suçlayın, diğeriniz darbecilikle. Devam edin içinizdeki kökleşmiş nefrete ‘makul gerekçeler’ aramaya.
Varlığını idame ettirebilmek için gözünü kırpmadan her şeyi yapabileceğine tamamen kâni olduğumuz bir iktidara karşı, oylarına sahip çıkmak adına sandık peşine düşen namuslu insanlara darbeci diyen gazetecilerle, barış olsun, insanlık kazansın beklentisiyle HDP’nin uzattığı eli tutanlara ‘şarjör’ diyebilenlerin birbirinden farkı yok. Kaba ve çirkin ırkçılığınız da, o ırkçılıkta birleşen müşterek diliniz de gün gibi ortada artık.
Bütün makyajların ve cilaların nicedir hızla döküldüğü bir seçime giriyoruz. Faşistler alabildiğine faşist, menfaatperestler alabildiğine yandaş. Ne aba altından sopa gösterme var ne de dolaylı bir ima, sopa da aba da apaçık ortada.
Bugüne kadar devlet masallarına çekincesiz inandınız. Müesses nizama gösterdiğiniz sadakatin onda birini adalete ve insanlığa gösterseydiniz, belki uçurumun kıyısında olmazdık şimdi. belki ölenlerden biri hayatta olurdu mesela.
Böyle böyle geldik biz bugünlere, bölünürüz, parçalanırız paranoyalarınıza oynayan ve asla eli boş dönmeyen o politikalarla faşizmin doruklarına ulaştık. Komplo teorilerini hatmetmekte, ağaç figüründen gizli sembol çıkartmakta gösterdiğiniz performansın birazını, ardımızda bıraktığımız gerçekleri görmek için gösterseniz; acı ve travmayla başlayan kolektif bir hafızayı görebilseniz, barışa uzanacağız belki kıyısında olduğumuz uçurumdan, güneşli bir sabaha uyanacak ağaçları ve gökyüzünü göreceğiz belki.
İlkokul 5’inci sınıf düzeyli yazılara aynı yaratıcılık seviyesinde başlık atanlar, ölüm çığırtkanlığına devam edemeyecek. Daha dün biz AKP’ye değil barışa destek veriyoruz teranesi yaparken, bugün salyalar akıtarak HDP’ye saldıranlar barış güvercinliğine soyunamayacak.
Makyaj döküldü, ırkçılığın ve nefretin çirkin sureti yansımakta aynadan. Mevcudiyetinin temeli nefret olanların yüzüne ‘Bijî’ diyeceğiz hep birlikte evet, ölüme karşı ‘Yaşa’ diyeceğiz. ‘Bijî’nin içinde hayat var, yaşamak ve yaşatmak var çünkü.