Oysa cumhurbaşkanlığı sistemi siyasete çok farklı bir boyut da getirmekte… Düşünün ki tek bir kişiyi tüm korkuları, hayalleri ve arayışları ile birlikte devletin başına getiriyoruz.
Bu kişinin ideolojisi, anlam dünyası ve zihniyeti bir anda ülkenin gidişatı açısından hayati bir unsura dönüşüyor. Eğer cumhurbaşkanlığı adaylarını bütün bu yönleriyle tanıyabilirsek pek de sorun yok…
Ama zaten cemaatçi bir toplumsanız, adayların karşılıklı ithamlarıyla ilerleyen düzeysiz bir siyasi kültürünüz varsa ve medyanız da tetikçi kıvamındaysa, gerçek bir tartışma yapılması mümkün olmuyor. Böylece siyaset karşılıklı gizli nefrete dayanan bir kimlik çekişmesi olarak yaşanıyor.
Parlamenter sistemde bu daha taşınabilir bir durum, çünkü ne de olsa Meclis’in etkisi daha fazla. Oysa cumhurbaşkanlığı sisteminde söz konusu bilgisizlik hayati öneme sahip.
Kimliği nedeniyle tercih edilen bir adayın öznel algı ve değerlendirmesi bir anda ‘devlet bakışı’ olarak tecelli ediyor.