Yüz yıl geriye gidilmediği ve Türk kimliğinin kırılganlığı idrak etmediği sürece, Türkiye’nin Kürt hassasiyetinin ve Suriye politikasındaki virajların anlaşılması mümkün değil… Aynı şekilde ‘tek veya çok’ kutuplu dünyaya uyum zorluğunu ve içe kapanma dürtülerini anlamadan da, ABD’nin ‘İslami terör’ korkusunun derecesini, Şii Esat/İran ile Sünni Muhalefet/IŞİD arasına sıkışmaktan kaçınmasını ve Suriye’yi Rusya’ya bırakmaya razı gelirken niye PYD ile kendisine bir denge konumu aradığını kavramak mümkün değil…
ABD’de Müslümanlara, Türkiye’de Kürtlere yönelik kuşkucu yaklaşım, güvensizlik ve soru işaretleri sürdükçe bu iki ülkenin Ortadoğu coğrafyasında işbirliği yapma şansı az. Diğer taraftan iki ülke de Kürt devletine karşı ve IŞİD’in bitirilmesini istiyor. Aynı şekilde ikisi de Kürtleri ‘normalleştiren’ bir siyasi çözüm peşinde. Mesele PYD’nin kültürel ve siyasi çoğulculuğu taşıyacak bir bölge yönetim modeli içinde var olup olamayacağı veya hangi koşullarda var olabileceği… Çözüm ise her iki ülkenin de onayına muhtaç. Bu ziyaretler tarafların söz konusu vizyona yakınlaşmasına vesile olmuşsa önemli bir eşik geçilmiş demektir.