Bu kadar tahribattan sonra yine de kriz kaçınılmazdır. Bir yandan Türkiye’nin 450 milyar dolar dış borcu var, bir yandan cari açık veriyoruz, öte yandan Merkez Bankası’nın net rezervi eksi 40 milyar dolardır. Dahası yabancı yatırım sermayesi de artık gelmiyor; tersine çıkıyor. Dövize talep artıyor.
Merkez Bankası TL karşılıklara faiz vermekle, swap işlemleri ile bu süreci sürdüremez. Bir yerde mutlaka kopacaktır. 2010 yılında Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’da bile kopmuştu. Üstelik Türkiye IMF’ye gitmeye de razı olmuyor. İnşallah Türkiye, Yunanistan’ın durumuna düşmez. Hükümet bankalardaki döviz hesaplarına sınırlama getirmez.
(…)
Bugün ise her şey belirsiz. Yarın ne karar çıkar, kimse bilmiyor.
Ayrıca Hükümetin önlem açıklamaları da hep algı yaratmaya yöneliktir.
IMF’ye gitmekte de geç kaldık. Çünkü IMF’nin önereceği yapısal çözümler bu defa 2001 yılında olduğu gibi birkaç yılda gerçekleşemez. Zira ekonominin altyapısı çöktü. Kurumsal devlet parti devleti oldu. Eğitim sistemine ideoloji hâkim oldu. Hukuki ve demokratik altyapı kalmadı.
Bundan sonraki bütçeler de yolcusu olmayan havaalanları, halkın geçemeyeceği kadar pahalı olan paralı yollar için gidecektir. Kamu hizmetleri daralacaktır.
Cumhuriyet Döneminde inişli çıkışlı yıllarımız oldu ve fakat millet olarak bugünkü kadar ağır sorunlar yaşamadık.