Kırlangıçlar yuvayı terk etmek üzere. Baba ve anne kırlangıç, yavrularını bütün tehlikelerine rağmen dünyaya doğru uçmaya teşvik ediyor. Ara sıra, yuvaya fazla yaklaşan kedileri korkutup kaçırmaya çalışıyorlar. Yavrularına, mümkün olan en uzun süre boyunca yaşama şansı verme yöntemleri böyle. Günde birkaç defa yuvaya bakmaya gidiyorum ve başında biraz bekliyorum. Zira, yavruların ilk uçuşlarını görmek harika olurdu.
Datça Yarımadası’nda kısa bir tatil için geldiğim Palamutbükü – ki kuş yuvası da burada kaldığım otelin tavanında – bir cennet. Kuşları izliyorum, yüzüyorum, kitap okuyorum, akşamları bir kadeh şarap içiyorum. Ve tabii ki haberleri takip ediyorum.
Soma madeninde 301 kişinin ölümüne dair keder henüz dağılmamışken, bu kez İstanbul’dan, devlet kaynaklı iki başka ölümün haberi geldi: Uğur Kurt ve Ayhan Yılmaz. Öldürüldükleri gergin ortam, bir başka devlet cinayetiyle bağlantılıydı: Berkin Elvan. Geçen haziranda bir gaz kapsülüyle vurulduktan sonra komaya giren, aylar sonra bu yıl 11 Mart’ta ölen Berkin, her perşembe mahallesinde anılıyor. Polis karışmayabilirdi ama kendini tutamadı.
Ölmediler, öldürüldüler

Erdoğan bir konuşmasında, “Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz?” diye sorup, eklemişti: “Ölmüştür geçmiştir.” Hayır bayım, ‘ölmediler‘, öldürüldüler. Devlet tarafından öldürüldüler. Madencileri ihmal, diğerlerini acımasız polis şiddeti öldürdü. Ve tüm bunlar, dokunulmazlık yüzünden kontrolden çıkıyor.
Doğal sebeplerden ötürü ölen vatandaşlar için ne ölümlerinden hemen sonra ne de yıldönümlerinde büyük anma törenleri düzenlenir. Onlar, ailelerinin mahreminde hatırlanır. Fakat devletin öldürdükleri için durum farklıdır.
Adalet sağlanana kadar devam edecek

13 Mayıs 2015’te, insanlar Soma madenindeki 301 ölümü sadece üzüntüyle değil, aynı zamanda öfkeyle hatırlayacak. 22 Mayıs 2015’te Uğur Kurt ve Ayhan Yılmaz hatırlanacak.
Gezi protestolarının ilk kurbanı Abdullah Cömert için kısa süre sonra, 3 HAzşran 2014’te, bir anma yapılacak. Ardından Ethem Sarısülük (14 HAziran), Medeni Yıldırım (28 Haziran), Ali İsmail Korkmaz (10 Temmuz), Ahmet Atakan (9 Eylül) ve Hasan Ferit Gedik (30 Eylül) hatırlanacak. İnsanların, evden ekmek almak için çıktığı sırada gaz kapsülüyle vurulan ve aynı gün komaya giren Berkin Elvan’ı, 16 Haziran hatırlanacağından eminim. 11 Mart’ta 2015’te de, Berkin’in ölümünün birinci yıldönümü anılacak.
Bu anmalar, kurbanlar için adalet sağlanana dek devam edecek. Ve o gün yaklaşıyor gibi görünmüyor. Geçen yılki ölümlerden sorumlu polislere karşı açılan davalar pek inandırıcı gelmiyor. Soma Holding’in kendi çalışanlarının ölümlerinden sorumlu tutulacağına veya bir hükümet yetkilisinin, sözgelimi Taner Yıldız’ın istifa edeceğine kim gerçekten inanıyor?
Bu liste unutulmuyor
Tarih de pek güven vermiyor. Türkiye, herkesin devlet tarafından işlendiğini bildiği fakat gerçeğin hiçbir zaman gün yüzüne çıkarılmadığı sayısız cinayeti unutmadı.
9 Ocak’ta, 2013 yılında öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’i hatırlıyoruz.
19 Ocak’ta, 2007’de öldürülen Hrant Dink’i hatırlıyoruz.
5 Mayıs’ta, 1937 ve 1938’deki Dersim katliamlarını…
6 Mayıs’ta, 1972’de öldürülen Deniz Gezmiş’i…
2 Temmuz’da, 1993’teki Sivas katliamını…
6 ve 7 Eylül’de, 1955’teki İstanbul pogromunu…
20 Eylül’de, 1992’de öldürülen Musa Anter’i…
28 Eylül’de, 2009’da öldürülen Ceylan Önkol’u…
24 Ekim’de, 1993’te öldürülen Uğur Mumcu’yu…
21 Kasım’da, 2004’te öldürülen küçük Uğur Kaymaz’ı…
28 Aralık’ta, 2011’de yapılan Roboski katliamındaki 34 ölümü…
Devletin bahaneleri tutmadı
Liste neredeyse sonsuz. Baran Tursun Vakfı 2007’den bu yana güncelleme yapıyor ve listede şu an 157 isim bulunuyor. Fraksiyon da, 1988’den bu yana devlet tarafından öldürülen çocukların listesini tutuyor.
Türkiye’de devlet cinayetleri Cumhuriyet’in ilk yıllarına, Atatürk muhaliflerinin hayatını kaybettği dönemlere gidiyor. O günden bu yana cinayetler sürüyor ve devletin hep bir bahanesi var.
Dersim’de bir isyan vardı (esasında yoktu; insanlar, geldiğini bildikleri bir katliama karşı beyhude bir biçimde kendilerini savunmaya çalışıyordu); güneydoğuda terör vardı (meselenin en baştan beri bir insan hakları sorunu olmasına rağmen); Gezi protestoları sırasındaysa, geri püskürtülmesi gereken bir ‘sivil darbe’ söz konusuydu…
Özür dileyene kadar inanmam
Tüm bunlar şunu gösteriyor: Birçok kişi Erdoğan’a ‘Osmanlı‘ dese de, Başbakan esasında tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bir evladı. Onun yetkisi dahilinde ve onu iktidarda tutmak için vatandaşlar öldürülüyor. İktidarda ister Atatürk, ister o olsun, bütün bahanelere rağmen, son yüzyıldaki bütün devlet cinayetlerinin sebebi buydu.
Şu an Türkiye’de yaşananlar açıkça gösteriyor ki demokratikleşme paketleri ve politikaları adı verilen her şey yüzeysel. Bunu zaten biliyordum fakat tekrar tekrar teyit edilmesi üzücü.
Demokratikleşmenin başladığına ancak, bu sayısız cinayetler çözüldüğünde, sorumlular cezalandırıldığında, devlet samimi bir biçime özür dilediğinde ve tarih kitapları değiştiğinde inanırım. O zaman devlet nihayet yapması gerekeni yapmış, kendisini değil vatandaşlarını korumuş olur.
Bu önemli bir görev. Çünkü dışarıda tehlikeli bir dünya var.
Kırlangıçlar, yavrularını kedilere teslim etmezler.
