Peki, elmayı 1800 yıl önce mozaiğine işleyen bu toprakların insanları, bugün elma ve elma suyuna neden milyonlarca dolar ödüyor?
Çiftçi mazot, gübre, ilaç, elektrik ve kredi faizinin altında eziliyor. Hayvancılık yemden damızlığa kadar dışa bağımlı hale getiriliyor. Üreticinin elması şeftalisi dalında, domatesi tarlada kalırken gümrük kapıları ithalata açılıyor. Sonra da market rafındaki pahalılığın sorumlusu yine çiftçiymiş algısı yaratılıyor.
Bu düzen kime yarıyor? Ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan üreticiye mi, pahalı gıdaya mahkum edilen halka mı? Elbette hayır. Kazanan ithalatçı, büyük aracılar ve piyasa üzerinde söz sahibi “zincirler” oluyor.
Çözüm, her sıkışmada ithalat yapmak değil, kamucu bir üretim planlamasıdır. Çiftçiye maliyetini karşılayan taban fiyat ve ucuz girdi sağlanmalı; kooperatifler yeniden yapılandırılarak desteklenmeli; soğuk hava depoları ile meyve suyu ve işleme tesisleri kamu öncülüğünde yaygınlaştırılmalıdır. Kamu, tüccardan önce bahçeye girmeli; üreticinin ürününü dalda bırakmamalıdır.
Mozaiği korumak yetmez; onu var eden üretim kültürünü ve üreticiyi de korumak gerekir. Çünkü tarım yalnız ekonomi değil, bağımsızlık meselesidir.