Ensar Yılmaz: Eylül 2026 krizi münferit bir dolandırıcılık vakası olarak açıklanamaz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bu yazının temel tezi; Eylül 2026 krizinin münferit bir dolandırıcılık vakası, birkaç aktörün açgözlülüğü ya da basit bir piyasa kazası olarak açıklanamayacağıdır.

Kriz, kökleri 2021–2023 döneminde uygulanan şok politikalarına dayanan ve dikey olarak birbirini besleyen dört katmanın çarpımsal etkileşiminden doğmuştur: Makro düzeyde, 2021–2023 döneminde atılan tohumların bir sonucu olarak hanehalkını ve yatırımcıyı riskli varlıklara iten sürdürülemez bir finansal baskı rejimi; kurumsal düzeyde, düzenleyici otoritelerin özerkliğini ve caydırıcılığını zayıflatan bir yönetim yapısı; mikro düzeyde, likit olmayan varlıkları günlük likidite vaadiyle paketleyen manipülatif bir ürün mimarisi; ve sosyo-bilişsel düzeyde, yüksek getiri iştahı ile özel risklerin kamusal imkânlarla örtük biçimde güvence altında olduğu algısının birleşimi.

Bu katmanların hiçbiri tek başına bu ölçekte bir yıkıma yol açmazdı; ancak bir araya geldiklerinde, kârların özelleştirildiği, zararların ve risklerin ise toplumsallaştırıldığı bütüncül bir çöküş rejimi üretmişlerdir.

Eylül 2026 krizi, aniden ortaya çıkan bağımsız bir piyasa kazası değil; yıllar içinde biriken yapısal risklerin, denetim ertelemelerinin ve yoğunlaşma körlüğünün kaçınılmaz bir kırılma noktasına ulaşmasıyla olgunlaşan bütüncül bir süreçtir. Pusula ve Tera Portföy fonlarında patlayan ödeme temerrütlerinin ardından SPK’nın 131 fonu kapsayan tasfiye kararı, meselenin varlıkların kâğıt üzerindeki fiktif değerleri ile bunların piyasadaki gerçek karşılığı arasındaki derin kopuştan kaynaklandığını gösteriyor.

Tasfiye edilen fon büyüklüğünün 800 milyar TL’yi aşması ve bu devasa tutarın yaklaşık üçte ikisinin tek bir grupta toplanmış olması, krizin marjinal bir alanda değil, finansal sistemin geniş tabanlı bireysel finansal yatırım kanallarında yaşandığını ortaya koymaktadır. Finansal istikrarın en temel kaidesi olan yoğunlaşma riskinin hiçe sayılarak sistemik kırılganlığın tek bir aktörün kaderine bu ölçüde terk edilebilmesi, krizin özünde derin bir düzenleme ve kamusal denetim iflası yattığını gösteriyor.

2026 Fon krizi, Türkiye’nin yakın tarihindeki finansal krizlerden niteliksel olarak ayrışmaktadır. 

Ensar Yılmaz’ın yazısı