Elektrifikasyon yeni rekabet gündeminin merkezinde

Koç logo with the text '100 katkılarıyla', indicating Koç's 100 contributions.

Enerji dönüşümünün temel başlıkları arasındaki elektrifikasyon, iklim hedeflerine ulaşmanın ötesinde ülkelerin rekabet gücü, enerji güvenliği ve ekonomik bağımsızlığı açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Elektriğin küresel enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 23. COP31 Başkanlığı oranın 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılmasını hedefliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) öngörüsü ise mevcut politikalarla 2035’te ancak yüzde 33’e ulaşılabileceği yönünde. Dolayısıyla yüzde 35 hedefi, iddialı olmakla birlikte ulaşılabilir bir dönüşüme işaret ediyor.

Peki elektrifikasyon neden iklim politikalarının yanında ekonomik rekabetin de konusu haline geldi?

Enerji dönüşümü aynı zamanda bir rekabet meselesi

COP31 öncesinde Rahmi M. Koç Müzesi’nde düzenlenen ‘Oksijen İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru’ zirvesinde bir araya gelen Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ve Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol da enerji dönüşümünü bu perspektiften
değerlendirdi.

Koç’a göre iklim politikaları artık ülkelerin rekabet koşullarını doğrudan etkileyen faktörlerden biri. Enerji maliyetlerinden finansmana, teknolojiden sınırda karbon düzenlemelerine kadar pek çok unsur küresel rekabetin yeni koşullarını belirliyor.

Enerjide dışa bağımlı ülkeler açısından elektrifikasyonun ekonomik etkisi ise daha da belirgin. Ali Y. Koç, 2035’te yüzde 35 elektrifikasyon hedefine ulaşılması halinde bu ülkelerin enerji maliyetinde toplam 400 milyar dolarlık azalma öngörüldüğüne dikkat çekti.

Bu nedenle elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını azaltarak emisyonları düşürmenin yanı sıra enerji ithalatını ve buna bağlı maliyetleri azaltmanın da araçlarından biri olarak öne çıkıyor.

IEA Başkanı Dr. Fatih Birol da Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından dönüşümün önemine işaret ettii: “Bizim ithalat rakamlarımız düşecek. Cari açığımızın büyük bir kısmı petrol, doğal gaz kullanımlarından geçiyor. Onlar düşecek. Çevreye pozitif etkisi olacak ve elektrifikasyon enerji güvenliği açısından son derece önemli.”

Daha fazla elektrik daha güçlü bir altyapı gerektiriyor

Elektrifikasyonun hızlanması yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesi kurulması anlamına gelmiyor. Dönüşümün önemli parçalarından biri, üretilen enerjiyi taşıyacak ve ihtiyaç duyulduğu anda kullanılmasını sağlayacak altyapının geliştirilmesi.

Yenilenebilir enerji kaynakları doğası gereği kesintili üretim yapabiliyor. Ali Y. Koç’un verdiği verilere göre bugün yüzde 61 seviyesindeki yenilenebilir üretim kapasitesi, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor.

Üretim kapasitesi ile fiili tüketim arasındaki bu farkın azaltılması ise şebeke ve enerji depolama yatırımlarını öne çıkarıyor.

Ali Y. Koç, dünyadaki mevcut enerji depolama kapasitesinin yaklaşık altı katına ihtiyaç bulunduğuna dikkat çekerek bu alanın iş dünyası açısından da önemli bir yatırım potansiyeli taşıdığını belirtti.

Başka bir deyişle enerji dönüşümünün yeni aşamasında ne kadar yenilenebilir enerji kurulduğunun yanında, bu enerjinin nasıl depolandığı, şebekeye nasıl entegre edildiği ve talebe nasıl ulaştırıldığı da belirleyici olacak.

Hedefler yatırımların yönünü belirleyebilir

Dönüşümün önündeki bir diğer temel başlık ise finansman. Ali Y. Koç’a göre dünyada iklim yatırımlarını finanse edecek sermaye var ancak finans kuruluşlarının yatırım yapmak istediği projelerle finansmana ihtiyaç duyan ülkelerin projeleri her zaman bir araya gelemiyor. Bu nedenle yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesi ve yeşil dönüşümü destekleyen öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşturulması önem taşıyor.

COP31’de elektrifikasyona ilişkin verilecek uluslararası taahhütlerin önemi de burada ortaya çıkıyor.

Fatih Birol’a göre Antalya’daki COP31’in sonunda örneğin 150 ülkenin elektriğin toplam enerji tüketimindeki payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarma hedefinin altına imza atması, yalnızca siyasi bir deklarasyon anlamına gelmeyecek. Böylesi bir ortak hedef, piyasalara ve yatırımcılara gelecek dönemde yatırımların hangi yöne ilerleyeceğine ilişkin güçlü bir sinyal de verecek.

COP31’e doğru: İklim hedefinden ekonomik dönüşüme

Enerji dönüşümünde elektrifikasyonun payının artması demek ulaşımın, sanayinin ve binaların daha fazla elektrikle çalışması demek. Ancak bu dönüşümün etkisi enerji sistemiyle sınırlı değil.

Daha düşük fosil yakıt ithalatı, enerji güvenliğinin güçlenmesi, yeni şebeke ve depolama yatırımları ve temiz teknolojilerde ortaya çıkan yeni pazarlar, elektrifikasyonu aynı zamanda ekonomik dönüşümün başlıklarından biri haline getiriyor.

Bu nedenle COP31’e giderken tartışma yalnızca dünyanın ne kadar hızlı emisyon azaltabileceği ekseninde dönmüyor, enerji dönüşümünün ülkelerin rekabet gücünü, yatırımları ve enerji bağımsızlığını nasıl yeniden şekillendireceği üzerine de yoğunlaşıyor.

Koç Holding’in küresel iş ortağı olduğu COP31’de 2035 için gündeme gelen yüzde 35 elektrifikasyon hedefi de bu açıdan önemli. Hedefe ulaşılması, iklim taahhütlerinin ötesinde küresel enerji sisteminde önümüzdeki 10 yılın yatırım ve rekabet koşullarını belirleyecek adımlardan biri olabilir.