
İklim kriziyle mücadelede izlenecek yolun tartışıldığı COP zirvelerinin 31’incisi 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Gündemde vaatlerin nasıl hayata geçirileceği de var.

Her yıl birçok ülkeden yüzlerce siyasetçi, iklim müzakerecisi, bilim insanı, sivil toplum kuruluşu yöneticisi ve iş dünyası temsilcisi bir zirvede buluşuyor: COP. İki hafta boyunca enerji politikalarından gıda güvenliğine, iklim finansmanından sanayinin dönüşümüne kadar geleceğimizi ilgilendiren başlıkların tartışıldığı bu önemli buluşmanın bu yılki adresi Türkiye.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı, yani COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek.
COP’lar neden bu kadar önemli?
COP, adı üstünde, iklim değişikliğiyle mücadele için çerçeve çiziyor. İmzacı ülkeleri bir araya getirerek küresel iklim politikalarının yönünü belirleyen kararların müzakere edilmesine, ülkelerin verdiği taahhütlerin değerlendirilmesine ve yeni hedeflerin konulmasına zemin sağlıyor.
Bugün iklim politikalarının temelini oluşturan 2015 Paris Anlaşması da böyle bir zirvede, COP21’de kabul edilmişti.
Antalya’daki konferans da aslında tek bir toplantıdan oluşmuyor. COP31’in yanı sıra Kyoto Protokolü imzacılarının CMP21, Paris Anlaşması imzacılarının CMA8 toplantıları düzenlenecek; Birleşmiş Milletler iklim sürecinin bilimsel ve uygulamaya ilişkin yardımcı organları bir araya gelecek.
Bu kez mesele yeni sözler vermekten biraz daha fazlası
COP31’i ilginç kılan noktalardan biri, nasıl konumlandırıldığı. COP31 Başkanlığı, Antalya’daki konferansı hem bir ‘Implementation COP’ yani uygulama COP’u hem ‘COP of the Future’, yani geleceğin COP’u olarak tanımlıyor. Yani temel yaklaşım üç kelimeyle özetleniyor: Diyalog, uzlaşı ve eylem.
‘Uygulama’ vurgusu önemli çünkü iklim diplomasisinde uzun süredir asıl tartışmalardan biri ülkelerin yeni hedefler açıklamasından çok açıklanmış hedeflerin gerçek dünyada ne ölçüde karşılık bulduğu.
Bir enerji sistemi nasıl dönüşecek? Sanayi düşük karbonlu üretime nasıl geçecek? Bunun finansmanı nereden gelecek? Kentler sıcak hava dalgası, sel ve kuraklığa nasıl hazırlanacak? Tarımsal üretim değişen iklim koşullarında nasıl sürdürülecek?
COP31’in resmi hazırlık sürecinde açıklanan öncelikler de bu nedenle hayli fazla.
Temiz enerji dönüşümünün hızlandırılması, sıfır atık ve döngüsel ekonomi, yeşil ve düşük karbonlu sanayileşme, iklim dirençli kentler, sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği, iklim finansmanı ve kırılgan bölgelerle ekosistemlerin dayanıklılığının artırılması Antalya’da öne çıkması beklenen başlıklar arasında.
Tabii ki su meselesi de bu tablonun önemli parçalarından biri. Nitekim COP31 Başkanlığı’nın açıkladığı yaklaşımda sürdürülebilir su kullanımı şu hususlarla birlikte ele alınıyor: Kaynak verimliliği, enerji güvenliği, doğa temelli çözümler ve dirençli altyapı.
Aslında bu başlıkların birbiriyle bağlantısı iklim krizinin geldiği noktayı da iyi anlatıyor. Enerji dönüşümünü sanayiden, sanayiyi finansmandan, suyu tarımdan, tarımı da gıda güvenliğinden ayrı düşünmek giderek zorlaşıyor.
Antalya’da kimler olacak?
COP dendiğinde akla önce ülkeler gelse de aslında bu zirveler uzun süredir yalnızca diplomatik toplantılar değil. Antalya’da delegasyon ve iklim müzakerecilerinin yanısıra Birleşmiş Milletler kuruluşları, hükümetler arası örgütler, sivil toplum kuruluşları, akademi, gençlik örgütleri ve özel sektör de katılım gösterecek. COP31 hazırlık sürecinde de farklı paydaşların katılımının özellikle teşvik edileceği belirtiliyor.
COP31’in farklılıklarından biri de Türkiye ve Avustralya’nın bu yıl uygulayacağı başkanlık modeli. Türkiye ev sahipliği yaparken, müzakerelerin yürütülmesinden Avustralya sorumlu. COP30 Başkanlığı ve COP31 Başkanlığı da Antalya zirvesine giden süreç boyunca ülke temsilcileri ve gözlemcilerle görüşmeler yürütüyor.
COP31 başkanı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum. Müzakereleri ise Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen yönlendirecek.
Bütün bu buluşmaların sonunda hedef, iyi niyet açıklamalarının ötesine uzlaşılabilecek, uygulanabilir sonuçlar ortaya koymak.
Peki iş dünyası neden COP masasında?
İklim zirvelerinde özel sektörün giderek daha görünür hale gelmesinin aslında basit bir nedeni var: İklim hedeflerinin çoğu eninde sonunda gerçek ekonomide uygulanmak zorunda.
Enerji sistemlerinin değiştirilmesi, fabrikaların daha düşük karbonla üretim yapması, elektrikli ulaşım altyapısının kurulması, binaların enerji verimli hale getirilmesi, yeni iklim teknolojilerinin ölçeklenmesi ve tüm bu dönüşümün gerektirdiği finansmanın sağlanması için kamu politikaları yeterli değil.
Dolayısıyla COP’larda artık “Hedefimiz ne?” sorusunun yanında “Bu hedefi kim, hangi teknolojiyle, hangi yatırımla ve hangi finansman modeliyle hayata geçirecek?” sorusu da öne çıkıyor.
Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı zirvede yer alacak şirketlerden biri de Koç Holding olacak.
Koç Holding, COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ olmak üzere anlaşma imzaladı. Koç Topluluğu şirketleri de zirve kapsamında sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon alanlarındaki çalışmalarını ve farklı sektörlerden edinilmiş deneyimleri ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşacak.
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da zirvede kamu, özel sektör, finans dünyası ve sivil toplumun birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekiyor. Koç Holding’in ‘Küresel İş Ortağı’ olmasına ilişkin değerlendirmesinde özel sektörün katkısını ve iş birliklerini önemsediklerini belirten Kurum, COP31’de ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımlar atmayı hedeflediklerini söylüyor.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, iş dünyasının iklim taahhütlerini somut ve ticari olarak uygulanabilir çözümlere dönüştürme gücüne dikkat çekerken iklim krizinin sanayinin rekabet gücü ve geleceği açısından ciddi bir iş riski oluşturduğunu da vurguluyor.
Topluluğun COP31’e taşıyacağı başlıklar da aslında zirvenin uygulama gündemiyle kesişiyor: Temiz enerji, elektrifikasyon, enerji ve kaynak verimliliği, su, iklim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finansman.
Asıl sınavı Antalya’dan sonra
Antalya’da önemli başlıklardan biri devletlerin verdiği iklim taahhütleri ile gerçek ekonomideki dönüşüm arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağı olacak.
Zaten yıllardır bu zirvelere yöneltilen en temel eleştirilerden biri hedeflerle uygulamalar arasındaki mesafe. Tam da bu nedenle bu yıl COP31’deki ‘uygulama’ vurgusu önemli.
Ne da olsa iklim krizinde artık sorun yalnızca ne yapılması gerektiğini bilmemek değil. Temiz enerjiye geçişten su verimliliğine, sürdürülebilir tarımdan düşük karbonlu sanayiye kadar çözüm yollarının çoğu zaten biliniyor. Asıl soru, bunların ne kadar hızlı, hangi ölçekte ve kimlerle birlikte hayata geçirileceği.
Antalya’da bu dahil birçok soruya yanıt aranacak. Ancak COP31’in başarısını muhtemelen Antalya’da söylenenlerden çok sonrasında yapılanlar gösterecek.