PELİN CENGİZ
Dünya Bankası, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1996’dan beri yürürlükte bulunan Gümrük Birliği’nin ekonomik etkilerini, var olan sorunları ve çözüm önerilerini ele alan bir rapor açıkladı. Avrupa Komisyonu tarafından sipariş edilen rapor mevcut anlaşmanın iyileştirilmesi içinbir yol haritası niteliğinde.
Raporda, özellikle Gümrük Birliği’nin kapsamının genişletilmesi ve AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA’ların (Serbest Ticaret Anlaşması) müzakerelerine paralel olarak aynı müzakerelerin Türkiye’yle de yapılması önerisi dikkat çekici.
Nerden çıktı?
Bu raporun ortaya çıkış nedenini kısaca hatırlatmakta fayda var. Bir süredir AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA’lar nedeniyle Türkiye’nin rekabet gücü zayıflıyor. Üstelik küresel krizle birlikte AB, yeni nesil STA’lara hız verdi.
Herhangi bir üçüncü ülke, AB ile yaptığı STA’yı Türkiye’ye uygulamıyor ama buna rağmen Türkiye Gümrük Birliği’nde olduğu için o ülkeye STA’nın bütün imkanlarını açıyor. STA imzalayan üçüncü ülke Türkiye ile benzer anlaşma imzalamayı kabul etmemesi nedeniyle bu ülkeden yapılan ithalat AB üzerinden Türkiye’ye vergisiz şekilde girerken, Türk firmaları bu ülkenin piyasalarına otomatik erişemiyor.
AB gümrük alanı 28 üye devlet ve Türkiye’den oluşmasına rağmen, AB’nin üçüncü ülkelerle STA’ları müzakere ederken, Türkiye’nin görüşlerini dikkate almaması da sürekli sorun yaratıyor.
Yüzde 2,7’den 2,2’ye
Gümrük Birliği anlaşmasının yapıldığı dönemde, dünyanın ekonomik konjonktürü şimdikinden çok farklıydı. Türkiye bu anlaşmaya imza atarken, AB 15 ülkeden oluşuyordu. Sonra AB’nin yapısı değişti, Türkiye ile benzer gelir ve üretim koşullarına sahip 13 üye daha katıldı, Avrupa pazarından pay almak isteyen Gümrük Birliği içindeki ülke sayısı arttı.
2004’te 15 AB ülkesinin toplam ithalatından Türkiye yüzde 2,7 pay alırken, aynı yıl AB’ye 10 yeni üyenin katılmasıyla bu pay yüzde 2,2’ye geriledi.
Aslında sorunlar da buradan sonra başlıyor, anlaşmanın Türkiye’nin rekabet koşullarını korumak üzere yeniden tasarlanması gerekiyor. AB’nin kendi ikili ticari ilişkilerini geliştirmesiyle birlikte Türkiye açısından asimetrik bir durum oluştu, Gümrük Birliği ile elde edilmiş olan ayrıcalıklı statü üçüncü ülkelerle yapılan STA’larla zayıfladı.
Transatlantik endişe
Öte yandan, AB ile ABD arasında müzakereleri başlayan TTIP’e (Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması) müdahil olamaması halinde ortaya çıkacak kayıp riski, Türk iş dünyası açısından önemli bir endişe kaynağı. ABD’nin Meksika ve Kanada gibi müttefiklerini bu anlaşmaya dahil etme çabaları karşısında, Gümrük Birliği içerisinde yer aldığı Türkiye’yi TTIP’e dahil etmek de aslında AB tarafına düşüyor.
Raporda, gözden geçirilmesi talep edilen konuların başında, ulaştırma kotalarındaki sıkıntılar, Türkiyeli işinsanlarının ve aslında pasaportu olan herkesin maruz kaldığı vize işkencesinin giderilmesine yönelik revizyon öne çıkıyor. ‘Gümrük tarifesi dışı engeller’ olarak tanımlanan bu uygulamalar konusunda Dünya Bankası’nın tavsiyeleri gayet olumlu ve net.
Yeni fırsatlar
Gelişmekte olan pazarların likidite olanaklarının giderek azaldığı bu ortamda, ihracatının halen yüzde 40 gibi ciddi bir bölümünü AB ülkelerine gerçekleştiren Türkiye’nin AB ile ticari ilişkilerini tekrar geliştirme konusunda yeni fırsatlar yakalayabilir. Haliyle bu da şimdikinden daha fazla istek, çaba ve vizyon gerektiriyor.


