İOANNA Kuçuradi’nin aramızdan ayrıldığını öğrendiğimde, yıllar boyunca onun hakkında yazdıklarımı yeniden gözden geçirdim.
Sokrates için “felsefeyi sokağa indirdi” denir. Ben de yıllar önce Kuçuradi’nin felsefeyi insan sevgisine ve bireyin sorumluluğuna taşıdığını yazmıştım.
Bugün de aynı kanıdayım.
İnsan haklarını yalnızca hukuk metinlerinin konusu olarak görmedi. Onların arkasındaki felsefeyi, insanın değerini anlattı.
Çünkü insan hakları yalnızca hapishanelerde, mahkemelerde, siyasal tartışmalarda hatırlanacak kavramlar değildir. Ekonomik, kültürel, siyasal haklarıyla temel özgürlüklerin bütünüdür.
Kuçuradi bize bunları düşünmeyi öğretti.
Ama belki daha önemlisi, kendimizi sorgulamayı öğretti.
Felsefenin hayattan uzak bir fikir jimnastiği olmadığını; gündelik düşüncenin sığlığına derinlik kazandırdığını gösterdi.
Gençlerin felsefe okumasını bu yüzden çok önemserdi.
Ben de onun bir lise öğrencileriyle buluşması dolayısıyla yazdığım yazıda, felsefenin gençlere yalnızca bilgi değil, düşünme yeteneği kazandırdığını belirtmiştim.
Kuçuradi’nin hayatı bunun en iyi örneklerinden biriydi.
Hacettepe Üniversitesi’nde bir felsefe geleneğinin oluşmasına katkıda bulundu, Türkiye Felsefe Kurumu’yla yıllarca çalıştı, uluslararası felsefe dünyasında Türkiye’yi temsil etti.
Ama bütün unvanların ve ödüllerin ötesinde onun asıl bıraktığı miras, insana nasıl bakmamız gerektiğine ilişkin ısrarlı sorularıydı.