Diyarbakır ve doğusu yanlış saat diliminde yaşıyor, farkında mısınız?
D

Frederike Geerdink
Frederike Geerdink
Hollandalı gazeteci. 25 yıldır meslekte. 15 yıl Hollanda’da çalıştıktan sonra 2006’da Türkiye’ye yerleşti. Özellikle Kürt sorunu, insan hakları, azınlıklar ve kadın meseleleri üzerine yazıyor. Ağustos 2012’den bu yana Diyarbakır’da yaşıyor. www.kurdismatters.com ve www.journalistinturkey.com adlı blogları var. Başta Hollanda ulusal haber ajansı olmak üzere birçok mecraya haber ve yazı yazıyor. Uludere katliamını irdelediği kitabı ‘De jongens zijn dood’ adıyla Hollanda’da yayınlandı. Not: Kendisi ayrıca Amberin Zaman’ı ‘utandıran’ gazetecidir.

 

FrederikeFREDERIKE GEERDINK

f.geerdink@gmail.com

Altı‘, diyorum her akşam yatağıma yattığımda. Sabah altıda uyanmalıyım. Bu, yaklaşık olarak güneşin doğduğu zamana denk geliyor. Böylece gün ışığından azami derecede faydalanabilirim ve karanlıkta çalışmak zorunda kalmam. Ama gerçek şu ki, o kadar erken kalkmayı çoğu zaman beceremiyorum. Karanlıkta yaşamak biz Diyarbakırlıların kaderi herhalde, yapacak fazla bir şey yok.

Diyarbakır, Stockholm’den az güneş ışığı alıyor!

En azından kış saatine geçildikten sonra. Kışın saat dörtte hava kararmaya başlıyor, hatta aralıkta daha bile erken. Bunun sebebi Kuzey Avrupa ülkelerindeki gibi günlerin kışın kısa olması değil, yaşanan zamanla saatlerin gösterdiği zaman arasındaki uyumsuzluk.

Örneğin Kuzey Avrupa’da herhangi bir şehri, Stockholm’ü ele alalım. Stockholm’de güneş sabah 7.30’da doğuyor, öğleden sonra 15.30’da batıyor. İsveçliler 24 saat içinde toplam sekiz saat gün ışığı alıyor. Diyarbakır’da güneş sabah 6.00’dan önce doğuyor, öğleden sonra 16.15’te batıyor. Bu 10 saatten fazla gün ışığı demek. Yani Diyarbakır’da yaşayanlar olarak biz, güneş Stockholm’a kıyasla yarım saat sonra batıyor olsa da, İsveçlilerden iki saat fazla gün ışığı alıyoruz aslında. Ama bu iki saati yatağımızda uyurken alıyoruz!

O dönem için mantıklıydı ama…

diyarbakir

Zaman dilimlerine bir göz atın. Greenwich Ortalama Zamanı’ndan (GMT) üç saat ileride olan ülkeler sarı renkle belirtilmiş. Mantıken, Samsun’dan Gaziantep’e bir çizgi çektiğinizde, bu çizginin doğusunda kalan bölgeler bu zaman diliminin içinde olmalı.

Türkiye’nin tamamıysa GMT’ye göre iki saat ileride olan turuncu bölgede. 1925 yılında Miladi takvimi ve Batılı saat sistemini kabul eden Atatürk için mantıklı bir tercih. Atatürk Türkiye’nin Batılı, modern, Avrupa’ya yakın duran bir ülke olmasını istedi. Bu nedenle tüm Türkiye’yi, birçok Avrupa ülkesiyle sadece bir saat fark olan GMT+2 zaman dilimine dahil etmesi normal.

Tabii bu ekonomik sebeplerden ötürü de mantıklı bir görüş. O zamanlar Ankara’nın doğusunun büyük kısmında henüz şehirleşme başlamadığından, İstanbul ve İzmir gibi gelişen şehirler için GMT+2’lik zaman dilimi mantıklıydı.

Ayrıntı deyip geçmeyin

Bu tercihin, ülkenin doğusunda yaşayan insanları güneşin doğuşu ve batışıyla hiçbir alakası olmayan bir zaman dilimine mahkum edecek olmasının bir önemi yoktu. Oradaki insanlar zaten ilkel, medeniyetten uzak ve ekonomik olarak fazla önemli değillerdi. Ülkenin doğusu için farklı bir zaman dilimini kabul etmek de zaten göz önünde bulundurulacak bir seçenek değildi. Atatürk bir ülke yaratıyor ve devlet inşa ediyordu; böyle önemli operasyonlar sırasında,‘tek bir ulus’, ‘tek bir dil’ ve ‘tek bir bayrak’ gibi ayrıntıların yanında ‘tek bir zaman dilimi’ de çok önemliydi.

Ama bunlar ayrıntı mı sahiden? Yani ben Diyarbakır’ın ve Türkiye’nin doğusundaki bütün illerin yanlış zaman dilimine dahil edilmiş olduğunu söylemekle hata mı ediyorum? Sanmıyorum. Bunun tek sebebi, yukarıdaki link’ten ulaştığınız haritanın tespitimi destekliyor olması da değil.

Çocuklar eve karanlıkta dönüyor

Okuldan dönen çocukların sırtlarında rengarenk ders çantalarıyla karanlık çöktükten sonra evlerine yürüdüklerini gördüğümde endişeleniyorum. Çocuklara trafiğe dikkat etmelerini ne kadar iyi öğretirseniz öğretin, küçükler her an sokağa fırlayıp karşıdan karşıya geçmeye çalışabilir. Sürücüler onları karanlıkta her zaman göremeyebilir, hele bir de yağmur ve kar yağıyorsa… Mesela bu gerçek benim için bir ‘ayrıntı’ değil.

Uyurken gün aydınlanıyor

Ayrıca insanların fiziksel ve ruhsal sağlıkları için gün ışığına ihtiyaç duyması da bir ‘ayrıntı’ değil. Özellikle kış mevsiminde yeterli gün ışığı almak çok zor. İnsanların yataklarından kalktıktan sonra azami miktarda gün ışığı alması lazım. Sabah saat altıda yataklarında uyurken doğan güneşin kimseye faydası yok.

Bunu özellikle iki sene önceki kış mevsiminde, yani Diyarbakır’da ilk kaldığım kış, elektriğin sık sık kesildiği bir mahallede minik apartman dairemde yaşarken hissettim. Gündüz vakti doğru dürüst elektrik verilmediğinden akşam ve gece saatlerinde çalışmaya karar vermiştim. Fakat gece saat üç-dört gibi uyuduğumdan ertesi sabah 11.00’den önce kalkamıyordum. Günde sadece beş saat gün ışığı görüyordum. Tabii o vakit de elektrik olmuyordu. Evimde doğal gaz bağlantısı olmadığından, ısınabilmek için yatağımda vakit geçiriyordum. Kısa süre sonra depresif hissetmeye başladım. Bu durumda bir saat daha fazla gün ışığı görebilmek iyi olurdu.

Ya da tüm Türkiye GMT+3’e geçsin

Şu an bu satırları Kürt siyasi hareketinden karar mercileri okuyor mu bilmiyorum ama okuyan varsa; özerk bir Kürdistan bölgesinin ayrıntılarını gelecekte nihayet ele aldığınızda, ‘zaman dilimi’ni müzakere listesine koymayı unutmayın. Bizim günde bir saat daha fazla gün ışığı görmeye ihtiyacımız var. Böyle bir değişiklik, Kürdistan’ın büyük kısmını, yani kuzey Kürdistan (Türkiye’deki parçası) ve güney Kürdistan (Irak’ta) aynı zaman dilimi içinde de buluşturur. Küçük ve cesur Rojava’nın da zaman dilimine bir gün dahil olacağından eminim. Hatta kim bilir, belki İran’daki Doğu Kürdistan bile katılır…

Zaman dilimlerini ele almak son derece bölücü, bunu biliyorum. Çok esnek de düşünebilirim; alternatif bir çözüm önerim var: Tüm Türkiye’yi GMT+3 zaman dilimine geçirelim. Yoksa şimdi de anti-Kemalist mi davranıyorum?