Diş hekimliğinde tablo 'karanlık'

Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun (TUK) 16 Haziran’da aldığı kararla, doktora eğitimli diş hekimlerine uzmanlık sınavına girmeden ‘uzman diş hekimi’ ünvanı alabilmelerinin önünü açması büyük tepkilere yol açıyor. 

Fotoğraf: Dişhek-Sen

Türkiye’de 100’e yakın diş hekimliği fakültesi var. Halen 17 bin diş hekimi atama bekliyor. Her yıl yaklaşık 11 bin yeni mezun verirken Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavına (DUS) giren 8 bin 508 adaydan yalnızca 897’si uzmanlık eğitimi alabiliyor. 2026’nın ilk atamasında yalnızca 524 kadro açıldı.

Vatandaşın diş hekimine ulaşma talebi çok yüksek, ancak mevcut kamu altyapısı ve insan gücü planlama bunu karşılamada yetersiz kalıyor. Sorun randevu bulamamaktan da ibaret değil. Çoğu zaman 15-20 dakikalık sürelerde yalnızca muayene yapılabiliyor. İşlemler için başka gün randevu alınması gerekiyor. Bir diş hekimi günde ortalama 25 hasta görüyor. 

Tablo böyleyken TUK’un son kararı bardağı taşıran damla oldu. TUK’un söz konusu kararıyla 2011-2026 arasında doktora eğitimine başlayan ya da tamamlayan diş hekimlerine, belirli koşulları sağlamaları halinde uzmanlık eğitimi sürecinden geçmeden uzmanlık unvanı verilmesine olanak tanındı. Karara kadar diş hekimleri kısıtlı sayıdaki kadro için açılan DUS’da ter döküyordu.

Dişhek-Sen kararın geri çekilmesi için Sağlık Bakanlığına sesini duyurmaya çalışıyor. Bakanlığın önüne giden sendikadan yapılan açıklamada, 2011’de yapılan yasal düzenlemelerle doktora eğitimlerinin akademik bir derece olduğu, klinik uzmanlık unvanı ve yetkisi kazandırmayacağı açık ve kesin bir hüküm olarak yerini aldığını hatırlattı. Bunun temel amacı diş hekimliğinde uzmanlık eğitimini merkezi, objektif, denetlenebilir ve fırsat eşitliğine dayalı bir sistem haline getirmekti.

Sendika TUK’un son kararının hem yasalar hem de kendi geçmiş içtihatlarıyla çeliştiğini vurguladı ve şöyle devam etti:  

“TUK denetimindeki uzmanlık eğitiminin aksine, doktora eğitiminin ülkemizde kesin ve denetlenebilir bir klinik standardı bulunmamaktadır. Öğretim üyelerinin gözetiminde, özel vakalarla, yıllara yayılan klinik eğitim sürecinin, hasta kotası tamamlamak için hızlandırılmış uygulamalarla eşitlenmeye çalışılması, uzmanlık eğitiminin niteliksizleşmesine ve uzun vadede halk sağlığı sorunlarına yol açacaktır.”

Diş hekimleri de giderek derinleşen istihdam sorunu yaşarken diş hekimliği fakültesi sayısı ve kontenjanlar kontrolsüz artıyor. Mevcut haliyle devam etmesi durumunda 2030’da diş hekimi sayısının 100 bine ulaşacağı tahmin ediliyor. 

‘Aile diş hekimliği modeli getirilmeli’

Sendika açıklamasında kamusal atamalardaki yetersizlik nedeniyle atama bekleyen on binlerce genç diş hekiminin güvencesizliğe mahkum edildiği belirtildi: 

“Özel sektörün denetimsiz ortamında emeğin değersizleştirilmesi ve düşük ücret odaklı çalışma koşulları sistematik bir soruna dönüşmüştür. Mesleki itibarın, hekim haklarının ve toplumun nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmetine erişim hakkının korunabilmesi için; eğitim kadrosu bulunmayan fakülteler kapatılmalı, yeni fakülte açılışlarına son verilmeli, kontenjanlar bilimsel veriler ışığında yeniden düzenlenmeli, kamu istihdamı ve ağız diş sağlığı hizmetlerine yatırım acilen artırılmalı, aile diş hekimliği modeli uygulamaya konulmalı ve koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri geliştirilerek istihdam olanakları artırılmalıdır.”

Diş Hekimleri Dayanışma Platformu da yılda 22 milyon 313 bin randevuyla diş hekimliğinin Türkiye’nin en çok randevu alınan ikinci branşı olduğunu söyledi.

“Neden OECD ülkelerinde kişi başına diş hekimine başvuru ortalaması 6,5 iken Türkiye’de bu oran yalnızca 0,7 seviyesindedir?” diye soran platformun açıklamasına şöyle devam edildi: “Sorun yalnızca diş hekimlerinin sorunu değil. Sorun; tedavi olmak isteyen milyonlarca vatandaşımızın sorunudur. Aylardır Sağlık Bakanlığına ve CİMER’e hem vatandaşlarımız hem de meslektaşlarımız tarafından yüzlerce başvuru yapılmaktadır. 

Ancak bakanlığın verdiği cevap neredeyse her seferinde aynıdır: “Bakanlığımızca diş hekimi planlaması, sağlık tesislerimizin talepleri doğrultusunda ve diş hekimi ihtiyacının en üst düzeyde olduğu ilden başlamak üzere, imkanlar dahilinde hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeden optimum faydayı sağlayacak şekilde planlama yapılmaktadır.” 

2005 öncesinde sağlık ocaklarında diş hekimleri görev yapıyor, vatandaşlarımız koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ulaşabiliyordu. Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık ocaklarındaki diş üniteleri kaldırıldı, kadrolar kapatıldı ve hizmetlerin ağız ve diş sağlığı merkezlerinde toplanacağı ifade edildi.

Aradan geçen 20 yılı aşkın sürede nüfus artmasına, talep katlanmasına ve MHRS başvuruları rekor seviyelere ulaşmasına rağmen yeterli sayıda bu merkezler yapılmadı, yeterli sayıda diş hekimi atanmadı ve koruyucu ağız-diş sağlığı sistemi yeniden kurulamadı. 

27 şehir hastanesinden 20’sinde diş hekimi yok

Platform yetkilelere şu çağrıları yaptı: 

  • Sağlık ocaklarından kaldırılan koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri 2022’de sözü verilen Aile Diş Hekimliği sistemiyle yeniden birinci basamağa taşınmalı. 4 yıl önce vadedilen 10 bin kadrolu diş hekimi atamasına ilişkin takvim derhal açıklanmalıdır. 
  • 27 şehir hastanemizin 20 tanesinde diş hekimi bulunmamaktadır. Milyarlarca lira harcanarak yapılan bu devasa tesislerdeki atıl alanlar ve uygun kamu binaları diş polikliniklerine dönüştürülmeli,  diş polikliniği olmadan atıl bekletilen bu alanların israfının önüne geçilmelidir. 
  • Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerine ayrılan bütçe artırılmalı, yeni yatırımlar hızlandırılmalıdır. Vatandaşlarımızın nitelikli, erişilebilir ve ücretsiz ağız-diş sağlığı hizmetine ulaşmasını sağlayacak yapısal reformlar gecikmeden hayata geçirilmelidir. 
  • Özel sektörde çalışan diş hekimlerinin mesleki emeğini koruyacak ve güvenceli çalışma koşulları sağlayacak taban maaş düzenlemeleri hayata geçirilmelidir. 
  • Diş hekimliği fakülteleri ve kontenjanları bilimsel insan gücü planlaması doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir. Kamu istihdamı artırılmadan yeni fakülte açılışlarına son verilmelidir. 
  • DUS sistemi, uzmanlık eğitiminin niteliği ve liyakat ilkesi korunmalı; yeni mağduriyetler oluşturacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır. 

Diş fırçalamaya ‘iki dakika’mız yok