YZ yatırımlarında asıl mesele artık ne kadar para harcandığından çok, bu sermayenin ne kadar verimlilik yaratacağı. Burada iki farklı senaryo öne çıkıyor. Eğer YZ kullanımı beklendiği şekliyle şirketlerin maliyetlerini düşürür, verimliliği ve gelirleri artırırsa, bugün yapılan büyük yatırımların karşılığı alınabilir. Üstelik kazananlar yalnızca YZ teknolojisini geliştiren şirketler olmayabilir. Rekabet YZ hizmetlerini ucuzlattıkça, finans, sağlık, sanayi ve perakende gibi teknolojiyi kullanabilen sektörler de bu pastadan pay alabilir.
Olumsuz senaryoda ise risklerin etki alanı daha da genişleyebilir. Şirketler YZ yatırımlarından bekledikleri geliri ve verimlilik artışını sağlayamazsa yüksek sermaye harcamalarının hızla sorgulanmaya başlanacağı, sadece teknoloji şirketlerini değil; çiplerden veri merkezlerine, enerjiden elektrik altyapısına kadar YZ yatırım döngüsünden beslenen geniş bir ekosistemi etkileyecek olumsuz bir tablo ortaya çıkabilir.
Yüksek reel faizlerin devam etmesi de bu baskıyı artırarak özellikle yüksek değerlemeli ama nakit akışı zayıf şirketlerde daha sert fiyat düzeltmelerine neden olabilir. Dolayısıyla hangi şirketin ne kadar YZ yatırımı yaptığından ziyade, bu yatırımların nakit akışına dönüşü ilk kriter olacak. Özetle, YZ’ye yatırım yapmak değil, YZ yatırımını sürdürülebilir nakit akışına dönüştürenler zirvede kalacak.