Dilek hemşirenin adı görev yaptığı ameliyathanede yaşayacak

Doğum iznideyken ‘corona’ tanısı konan, 14 Nisan’da, 34 haftalık hamileyken sezaryenle dünyaya getirdiği oğlu Tunç’u birkaç saniye görebilen ve 30 Mayıs’ta hastalığa yenik düşen hemşire Dilek Çetin Akçabelen’in adı yıllarca görev yaptığı ameliyathanede yaşayacak.

Fotoğraf: DHA

Covid-19 nedeniyle akciğerleri ciddi anlamda zarar gören, nakil beklerken 30 yaşında hayata veda eden Akçabelen’in adı, 10 yıl çalıştığı İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yaptığı ameliyathaneye verildi.

Ailesi, mesai ve çocukluk arkadaşları düzenlenen törende, Dilek hemşireyi anlatırken gözyaşı döktü. Törene katılan annesi Ünzile ve babası Kemal Çetin ile eşi Tansu Akçabelen güçlükle ayakta durdu.

Babası, adının hastaneye verilmesini istiyor

Babası Kemal Çetin duygularını şöyle ifade etti: “Çalıştığı ameliyathaneye adının verilmiş olması hepimizi çok duygulandırdı. Ama Sağlık bakanımızdan tek isteğim var, benim kızımın ismini çok güzel bir hastaneye de versinler. Buradan sayın bakanımıza da sesimizi duyması ümidiyle selamlar söylüyorum.”

Hastane yönetimi, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren hastane sicil şefi Abdulmenaf Durgun’un ismini de konferans salonuna verdi.

Törende söz alan başhekim Doç. Dr. Mehmet Ertürk şunları söyledi: “Dilek hemşire çok özverili, çalışkan, taşın altına elini koymasını bilen ve öğrendiklerini de arkadaşlarına aktarmayı seven, çok sosyal, sevecen, güzel bir insandı. Biz onun ve diğer sağlık çalışanı arkadaşımız Abdülmenaf beyin en azından bir eserde adları kalsın istedik.”

Akçabelen’in çocukluk arkadaşı, aile hekimliği hemşiresi olarak gebeliğinin takibini yapan meslektaşı Kübra Vural Fırat, Tunç bebeğin aşı takiplerini de kendisinin yürüttüğünü söyleyerek şunları anlattı: “Dilek’le ilkokuldan beri arkadaştık. Aynı zamanda buraya birlikte atandık. İkimiz de yoğun bakımda çalıştık, sonra beni de ameliyathaneye geçmeye ikna etti. Bir süre orada da beraber çalıştık. Aynı mahallede yaşıyorduk zaten. Her sabah beraber gelir bu ameliyathane kapısından birlikte girerdik içeri. Sonra ben aile hekimliğine geçtim. Onların aile hekimlikleri de benim çalıştığım yerdi. Gebelik takiplerini de yaptım arkadaşımın, hatta tetanos aşısı için gelmişti en son. Dileği tekrar aşıya çağıracağım diye düşünürken bir pazartesi sabahı işe gittiğimde ekranda onun adını gördüm pozitif vaka olarak. Şoke oldum, yok o değildir isim benzerliğidir diye düşündüm önce.

‘Aşı için kalabalıkla geliyor ama Dilek yok’

Sonra eşi Tansu Akçabelen’i de hasta temaslısı olarak sistemde görünce hemen Dilek’i aradım. Açmadı, mesajla iyi hissetmediğini yazdı. Bu kadar ileri boyutta olduğunu da düşünmemiştim. Sonra sesli mesajlar gönderdi bana, iyi değilim, sezaryene alacaklar dedi. Doğumdan sonra da mesaj yollamış ama sesi nefes nefeseydi. Tansu ile irtibat halindeydik bebek için. Aşılarını da ben yaptım Tunç’un. Hatta daha yeni iki aylık aşısını yaptık. Ama Dilek yok, bebeğin aşıya baba ve babaanne ile gelmesi beni çok yaraladı. Çok kalabalık geliyor kuzum ama annesiz geliyor. Sisteme girerken arkadaşımın ‘vefat’ yazısını görmek de kahrediyor. O kadar güzel bir bebek ki, Rabbim annesinin ömrünü ona versin, güzel bir kaderi olsun inşallah.”

Bebeğine sarılamamaktan yakınmış

16 yıldır arkadaş olduklarını anlatan meslektaşı diyaliz hemşiresi Hilal Demir ise Akçabelen’in oğluna sarılamamaktan yakındığını anlattı. Demir şunları söyledi: “Dilek çok hayat dolu bir insandı, çok neşeliydi, çok güzel, çok fedakâr bir arkadaşlığı vardı. Şu bu ameliyathanede adını gördüğümde çok üzülüyorum ama yapılan şey çok büyük bir incelik. Herkese teşekkür ediyorum onuna adını yaşattıkları için. Dilek, oraya adının yazılmasını gerçekten hak eden bir hemşireydi. Yoğun bakımda bir süre beraber çalışmıştık. Hastalarına ailesinden biri gibi yaklaşır, onlarla sohbet eder, onları motive ederdi. O hastalarının saçlarını tarar, temizler, tedavisini eksiksiz yapardı. En son hastaneye ilk yattığı günlerde görüntülü konuşmuştuk. Başaracağını düşünüyorduk, o da öyle düşünüyordu. Oğlunu kucağına almayı çok istemişti. ‘Sarılamadım Hilal’ dedi bana bir gün. ‘Ama çok tatlı, hem bana hem babasına benziyor’ dedi. Dört-beş günde toparlanıp çıkacaksın, her şey düzelecek, Tunç’u kucağına alacaksın, emzireceksin diye konuştuk. Ama olmadı.”

Dilek hemşireye veda: Geriye birkaç saniye gördüğü oğlu Tunç ve ailesi kaldı