Yeni dönemin tehdit algısı koca bir şehrin elektrik sistemini felce uğratabilecek bir siber saldırıyı da, denizaltı kablolarına yapılabilecek bir sabotajı da, kritik madenlerin ticaretini engelleyebilecek bir kısıtlamayı da, uydu sistemlerini devre dışı bırakabilecek bir atağı da dikkate almak zorunda.
Saldırı alanının sınırlı bir cepheden çok katmanlı ve geniş bir satha yayılması, saldırma kapasitesine sahip aktörlerin çeşitliliği, kırılganlıkların olağanüstü artmış olması gibi faktörler artık bir “kriz yönetim ittifakını” da zorunlu hale getiriyor. Konu askeri olmanın çok ötesine taşmış durumda.
7-8 Temmuz’da yapılacak zirve, ittifak açısından çok önemli bir kırılma noktası olarak tanımlanıyor. NATO’nun devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı ilk zirvesi olarak bilinen ve kurumsallaşma sürecini başlatan 1957 Paris buluşmasından bu yana, beklentilerin, hayal kırıklıklarının umut ve umutsuzlukların bu denli netleştiği bir toplantı olmamıştı diyebiliriz. Ancak NATO kendi içerisinde evrilen ve krizlerini yeni açılımlarla ileriye doğru şekillenme fırsatı olarak kullanan bir örgüt.
NATO’nun dünyayı güvenliğe alma konusundaki özgüveni 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgali ile son buldu. “Rusya’nın arenaya dönüşü, savunma konseptinin de örgüte dönüşü” demekti. 2022 Madrid zirvesi, Rus tehdidinin yanına Çin’in eklenmesiyle yepyeni bir rotanın kurulmakta olduğunu gösteriyordu. İttifak için en büyük ve doğrudan tehdit Rusya olsa da Çin, en ciddi sistemik meydan okuma olarak tanımlanıyordu.
İttifakın temel motivasyonu askeri güvenlikten teknolojik, ekonomik, bilişsel ve endüstriyel ekosistemi ayakta tutmaya çalışan ağın kurulmasına doğru kayıyor. Yeni bir NATO kuruluyor.