İsrail’in geçtiğimiz hafta Somaliland’in bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olarak Kızıl Deniz’in Hint Okyanusu’na çıkışını sağlayan Bab-ül Mendep boğazına doğru yeni bir hamle yapması bir tesadüf değil. Bu hat Avrupa-Asya ticaretinin kalbinde yer alıyor ve tüm küresel ticaretin yüzde 15’i bu boğazdan geçerek, Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e ulaşıyor. Mumbai-Dubai-Haifa üçlüsünü birbirine bağlayan IMEC anlaşmasından sonra öneminin kısmen azalacağı söylense de ticari rota olarak tam merkezde kalmaya devam edeceği kesin.
Bu bölge askeri bakımdan da ayrı bir öneme sahip. Somaliland’in karşı kıyısında Yemen savaşı devam ediyor. Bölgedeki çatışmalar küresel deniz trafiğini önemli ölçüde aksattığından ve sigorta maliyetlerinden ötürü ticari gemiler Afrika’nın güneyinden Ümit Burnu’nu dolaşmayı bile göze alabiliyor.
Somaliland’in kuzeyindeki Cibuti, Çin’in denizaşırı bir ülkedeki tek askeri varlık noktası. Bu üs üzerinden Hint Okyanusu’ndan Avrupa’ya akışı izleme, koruma ve gerektiğinde müdahale etme imkânını kurumsallaştırmış durumdalar. İsrail’in bölgeye girişi ise kanımca bize ABD adına yapacağı yeni görevlerin gelecek projeksiyonunu gösteriyor. ABD yönetimi kendisinin açıktan yapamayacağı norm dışı bir uygulamayı yine kötü polisine yaptırıyor. Yemen eskisinden çok daha sıcak bir cepheye dönüşecek gibi duruyor. Denizlerdeki küresel rekabet ise yaklaşık 80 yıl sonra Nicholas Spykman’ın ‘Rimland’ (kıyı kuşak) teorisine uygun bir biçimde şekilleniyor.