Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Cunda Adası’nın ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen yel değirmenleri yakınındaki Ai Dimitri Manastırı’nın ardından içindeki 255 yıllık şapel de yıkıldı.
Balıkesir Üniversitesi Ayvalık Meslek Yüksek Okulu Mimari Restorasyon Bölüm Başkanı Dr. öğretim üyesi Figen Erdoğdu, şapelin, definecilerin bölgede yaptığı kazılara dayanamayıp yıkıldığını söyledi.

Ayvalık ve çevresinde definecilerin kaçak kazılarının arttığını ve bunun önüne geçilmesi gerektiğinin altını çizen Erdoğdu şöyle devam etti: “Aslında bu yapıların kendileri altın değerinde. Kıymetli, paha biçilmez eserler. Bu yapıların içinde hazine aramamız, bu yapıların değerini bilemememiz gerçekten çok üzücü.”
Bu kaçak kazılar nedeniyle daha fazla kilise, şapel ve manastır kaybetmek istemediklerini vurgulayan Erdoğdu şunları söyledi: “2018 yılında geldiğimizde şapelin içindeki Apsis’in önünde büyük defineci çukurları gördüm. Çok üzüldüm. Bugün acı bir haber aldım. Tamamen yapının yerle bir olması, duvarlarına kadar her şeyin paramparça olması beni çok üzdü.
Gelecek kuşaklara ne bırakacağız bunu merak ediyorum. Bu konuda tüm toplumu bilinçli olmaya davet ediyorum ve yetkililerden gerekli tüm önlemleri almasını istiyorum. Gerçekten inanılmaz bir durum söz konusu. Duvarlarına varıncaya kadar her yer tahrip edilmiş durumda.”
Ayvalık ve yurt genelinde yakın tarih ve arkeoloji üzerine araştırmalar yapan Taylan Köken, Ai Dimitri Manastırı’nın, Cunda’nın ilk inşa edilen manastır kompleksi olduğunu ve 1766 yılında Cundalı bir zenginin bağışı sayesinde inşa edildiğini söyledi.
Manastır’ın 1821 Mora isyanına destek verilen noktalardan biri olduğunu belirten Köken şöyle konuştu:
“1821 Mora isyanından sonra tahrip olmuş. Yapının bütünlüğü zaman içinde bozulmuş, odalar, hücreler ve mutfak kısmının duvarları yıkılmıştı. Ortada yalnız şapel binası duruyordu. Sekiz sene önce sağlam olan şapel, son birkaç sene içinde diğer son dönem Osmanlı döneminden kalma yapılar gibi define aramak amacıyla ağır tahribata uğratıldı. Üzülerek söylemek isterim ki, özellikle gözden uzak yerlerde tahribat çok daha vahim olmaktadır. Dedektör kullanılıyor. Tuttuğunuz zaman çiviye de ötüyor, taşın içindeki maden mineraline de ötüyor. Dolayısıyla bu tür yanılgılarla her yer ağır bir şekilde tahrip ediliyor. Maalesef gözlerden ırak bu noktalardaki kültürel miras gün geçtikçe yıkılıyor. Önce çatısı çöktü sonra en son ayakta kalan yan duvarları yıkıldı.
Bazıları yıkılmayı yağmura bağladılar. Şapel, define için kazılınca tabi yağmurun da etkisiyle yıkılmış olabilir. Ancak yıkılana kadar ve binanın statiği bozulana kadar defineciler tarafından ağır tahribata uğratıldığı kesindir. Bu çok üzücü. Çok harika bir manzaraya sahip, stratejik, güzel bir noktada olan bu yapı turizme kazandırılabilirdi. “