Meşgul olmak, üretken olmaktan bağımsız biçimde değerli kabul ediliyor. Hatta çoğu zaman ne yapıldığından çok, ne kadar meşgul olunduğu konuşuluyor. Bir çalışanın ne ürettiği değil, ne kadar ulaşılmaz olduğu; ne sonuç aldığı değil, ne kadar yorulduğu görünür hale geliyor. Bu durum, yoğunluğu bir gereklilikten ziyade bir statü işaretine dönüştürüyor.
Yoğunluğun bu kadar merkezde olduğu bir çalışma kültüründe, sakinlik, odaklanma ve boşluk ise neredeyse şüpheli kavramlar haline geliyor. Takvimi dolu olmayan, geç saatlere kadar çevrimiçi kalmayan ya da sürekli “meşgul” görünmeyen çalışanlar, farkında olmadan bu statü yarışının dışında kalıyor. Sessizlik, verimlilikle değil; çoğu zaman eksiklikle ilişkilendiriliyor.