Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Türkiye, kağıt üzerinde hala Avrupa Birliği (AB) adayı. Yani günün birinde AB’ye tam üye olma ihtimali teorik olarak mümkün. Taraflar, bir gün bu ihtimal gerçekleşecekmiş gibi tutumlar sergileseler nafile.
Üyelik hedefinin artık karşılıklı ve dönemsel yararlar gözetilerek araçsallaştığını söylemek can sıkıcı ama kabul edelim ki daha gerçekçi.
“Türkiye’nin AB üyesi olmasının önünde engeller nedir?” diye sorulsa, birçok madde sıralanır, uzun da bir liste olur. Din faktörü, yani artık klişe tabirle AB’nin bir “Hristiyan kulübü” oluşu, önemli bir kesime göre Türkiye’nin ilahi nihaye AB üyesi olmasının önündeki yegâne engeldir.
Demokrasi ve hukuk devleti kriterlerindeki gerilik, hatta yıllar içindeki gerileme, önemli bir gerekçe olarak üst sıralarda yer alabilir.
Ancak pek az kimsenin dillendirdiği, muhtemelen artık buna lüzum da hissetmediği bir büyük mesele var ki, AB üyeliğinin önünde görünmez bir başlık olarak “din”, görünür başlık olarak da ekonomik standartlar veya temel hak ve özgürlükler kadar önem taşımakta.
O meselenin adı yolsuzlukla mücadele.