Çiğdem Toker: Gazetecilik zemininde kalabilmek paha biçilmez bir 'servete' dönüştü

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Hayatın içine sakladığı sürprizleri tahmin edemiyorsunuz. Geçen gün önünden geçerken yıkım aşamasına geldiğini görüp üzüldüğüm Hürriyet binasına bakarken o yıllardan bu yana “abi” diye seslendiğim Bekir Coşkun ve Emin Çölaşan ile kısa bir süre sonra yeniden aynı çatı altına olacağım aklımın ucundan geçmezdi. Ama oldu ve iyi ki oldu. Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, Haber Müdürü Emin Özgönül gibi Ankara bürosundaki arkadaşlarımın neredeyse tamamıyla yollarımız Hürriyet’te ve farklı gazetecilik sahalarında kesişti. Şüphesiz her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de kurumların varlığı ve tutumu yaşamsal önem taşıyor. Hele ki basına en başından bu yana tarihsel olarak kendisinden çok öte anlam ve misyonlar yüklenmiş ülkemizde daha da fazla. Medyanın satın alma, devşirme, susturma, hapse atma gibi türlü yöntemlerle yürütmenin bir organına dönüştürülmek istendiği bu dönemde, halkın haber alma hakkını savunmak, gazetecilik zemininde kalmak, kalabilmek uğruna ağır bedeller ödenen paha biçilmez bir “servete” dönüştü. Henüz üniversite öğrencisiyken başladığı gazeteciliği, 20’li yaşlarından bu yana kamu yararına iş olarak gören beni bu “servet”e davet ederek hepiniz adına bu sözü veren Sözcü’ye teşekkür ediyorum.

Çiğdem Toker’in yazısı