Çerçeve | Geveze Makine – Paul Klee 
Ç

İsviçreli ressam Paul Klee’nin, mekanik bir düzeneğin üstündeki dört kuşu resmettiği sürreal tablosu.  

Geveze Makine (Twittering Machine, 1922)

Uyandığımda gün henüz yükselmemişti ve duvardaki resmin saatlerdir bana baktığını fark ettim. Oda sessiz ve karanlık, tablonun renklerini seçmek zor. Gözlerimi ovuşturdum: Mekanik bir düzeneğin üstünde kıldan ince dört kuş. 

Düzeneğin çevirmeli kolu vardı. Kuşlar kim bilir ne zamandır üstündeydi. Başını yukarı kaldırmış ilk kuşun boyu, bacakları daha uzun. Kiminin gövdesi dik, kiminin boynu bükük. Bir papyon. Bir masa. Siyah lekeler. Bütün görebildiğim bu. 

Güneş yükseldikçe tablo aydınlanıyordu. Kuşlar kafalarını farklı yöne çevirmiş; sağa, sola, yukarı, aşağı…her yöne dağılıyor ilgileri. Görüyorum, mutlulukla cıvıldıyorlar ya da öfkeyle çığırıyorlar. Gök yarı-aydınlık; gün doğuyor mu, batıyor mu? Kafam giderek karışıyor. 

Bir insan gibi ayaklanmış soldaki kuş, üçünden bağımsız görünüyor. Çizgileri belirgin, ağzındaki siyahlık dolgun. Belinden uzayan incecik üç tüy destansı biçimde kıvrılmış. Ona baktıkça tabloya tutunuyorum. Yoksa ‘Geveze Makine’nin lideri mi? Keşke tabloyu duyabilsem, diyorum, bir duyabilsem. 

Perde aralığından sızan ışık arttıkça körleşiyordum. Artık kuşları tek tek seçemiyorum. Duydum: Dört kafa, alelade sesler çıkarmaya başladılar. Önce seslerin hangi kuştan geldiği belliydi, ama uğultu artınca hepsi birbirine karıştı. Çevirmeli kol süratlendi, kuşlar kontrolden çıktı; kendilerine bir zaman kurgulayıp mekanı takıntılı bir gürültüyle doldurdular.  

Dinlemekten usandığım bütün sesler, zihnimin sesleri, ilk kez aynı anda yükselip birbirine karışıyor ve bebek mavisi bir fonun önünde benimle alay ediyordu. Dur durak bilmez bir gürültü; aşka benzeyen bir uğultu… Üstelik başımı tablodan çeviremiyorum. Bir an önce yataktan kalkmam lazım yoksa gün boyu bu seslerden kurtulamayacağım. İçimden saymaya başladım: Bir, iki, üç…

Amansızca cıvıldayan, çığıran, rahatsız eden dört kuş… Ancak bir ressamın yaratabileceği dünya-dışı bir odadalar. Duyguları örtüp mantığa soyununca, kuşların birbirine laf attığını, yanıt verdiğini ve bir nevi diyalog kurduğunu sandım. Ama bu mantık dizisi uzun sürmedi. Az sonra yine uğultuda kayboldum.

Gelişigüzel siyah fırça darbeleri kaosu büyütüyordu. En altta pembe bir yer masası gördüm. Yoksa uçurum mu; doğmakta olan göğe özgürleşen? Belki de kuşlar, duvarları gökyüzünü andıran kafese o yarıktan girmişti. Ve şimdi mekanik düzeneğin üstünde doğayı taklit ediyorlar. Kuşlar, gökyüzüne asılı bir kafeste mi? Dört, beş, altı…

Evet, evet. Kuşlar kafeste ve tutarsız sesler çıkarıyorlar. Hepsinin ağzından farklı bir siyahlık uzuyor; cesur, tehditkar, yorgun, yitik. Bu sesler, şekiller hiç yabancı değil: Bir doğum günü kutlamasında kumaş torbadan çekip çıkarılan, herkesin düdük dediği ama kimsenin adını bilmediği, ucuna parlak renklerde naylon takılmış çubuklar, kim bilir kaç çocuktu, dudakların arasına konulup üfledikçe üflendi; gürültüyle uzadı, kısaldı… Tahammülsüz yetişkinler ışıkları söndürdü; ama karanlık, sesleri büsbütün belirginleştirmişti. O gün öyle olmuştu. 

Aslında ‘Geveze Makine’yi ilk gördüğümde, henüz doğmamış bir bebek için hazırlanmış, mobilyaların sivri köşelerine koruyucu yapıştırmaya kadar düşünülmüş bir odaya asmak istedim; şimdiyse bütün bu sesleri nerede boğacağımı şaşırdım. Ne gevezelik ama! Resme baktıkça tutar kaybına uğruyorum. Yedi, sekiz, dokuz…

Paul Klee’yi hatırla: ‘‘Sanat görüneni yansıtmaz; görünür kılar.’’

Sözcükler yitiyor. Sadece ses… 

On.

Paul Klee (1879-1940)

Çerçeve | La Lecture au Coin du Feu – Hale Asaf

Çerçeve | Boynu Bükülmüş Otoportre – Egon Schiele

Çerçeve | Krizantemli Kız – Olga Boznańska 

Çerçeve | Ayrılık – Edvard Munch

Çerçeve | La Conversation – Henri Matisse