Türkiye’nin toplumsal birikimi, entelektüel kapasitesi ve gelecek seçeneklerinin, isimleri Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül olan iki kişi arasındaki ‘psişik gelgitler’ ve dayandıkları ‘müşterek tabanın değişik vektörleri’ tarafından belirlenecek bir ‘denklem’e sıkıştırılması; başka hiçbir şeyi ifade etmese bile, ülkenin içine itildiği müthiş bir ‘irtifa kaybı’na işaret eder.
… Seçim sonuçları, Türkiye’deki gidişatın bu yönünü değiştirmekten ziyade, netleştirdi sanki. Seçim sonrası, dış basından izlediğimiz kadarıyla Batı’nın siyasi karar merkezleri, Tayyip Erdoğan’ın zaferini, ‘demokrasinin başarısı’ olarak değerlendirmediler. Ekonomik ve mali karar vericiler ise kaygılı. Tayyip Erdoğan’ın, Twitter’ın açılmasına ilişkin AYM kararını ‘gayri milli’ bulduğunu ve ‘faizlerin inmesinden yana’ olduğunu açıklaması, bu kaygıyı daha da besliyor.
Türkiye’nin adı Avrupa ülkeleriyle değil Rusya ve Ortadoğu ülkeleriyle, liderlerinin adı demokratik şahsiyetlerle değil, ‘Tek Adam’ modelleriyle karşılaştırılır oldu. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı kalması ya da başbakan olması, Türkiye’yi sokulduğu bu kötü ‘güzergâh’tan çıkartacaksa, onun ‘istikbali’ne kafa yormaya devam edelim.