17 Aralık’tan bu yana emniyet teşkilatı büyük ölçüde altüst edildi. İktidarın, ‘paralel devlet’ olarak kuşkulandığı herkes görevinden uzaklaştırıldı. Yargı, iktidarın kontrolü altına alındı. TİB ve tüm dinleme mekanizmaları, iktidarın emrine sokuldu. En önemli dinlemeleri yapacak araç-gerecin askerin elinde olduğu ve bunun MİT’e devredilmiş bulunduğu da bu arada öğrenildi.
Oysa bütün bunlar olup bittikten sonra, devletin, aralarında MİT Müsteşarı’nın da yer almış olduğu ‘en mahrem’ toplantısının dinlenmiş olduğunu öğreniyoruz. Acaba kim dinledi?
Devlet kurumlarının içi boşaltılıp, perişan edildiği için devletin güvenlik bürokrasisinin her türlü ‘dış unsur’a açık hale getirilmiş olabileceği aklınıza hiç geliyor mu?
Devlet, Tayyip Erdoğan’ın ‘Tek Adam’ iktidarı hevesi sonucunda, tüm çarkları felç edilmiş, sadece ‘baskı dişlileri’, o da ‘Tek Adam’a yönelik yolsuzluk iddialarını örtbas etmek amacıyla çalışabilen ama son ses kaydının ortaya koyduğu gibi ‘namusunun korunamaz hale geldiği’ bir cihaz haline indirgenmiştir. Devletin ‘iflas’ hali değil midir bu?
Tayyip Erdoğan, bir yanda devleti ‘namusunu koruyamayacak’ hale sokacak ölçüde zayıflatırken, öyle kutuplaşmış bir Türkiye toplumu yarattı ki, seçimlerden hangi oy oranları çıkarsa çıksın, Türkiye’yi 30 Mart öncesinde yönettiği gibi yönetemez. Ancak bir ‘baskı rejimi’yle yönetebilir.
Yolsuzlukların hesabını vermeyeceği, örtbas etmek için gereken her şeyi yapmaya çalışacağı, muhalif tüm sesleri susturmak isteyeceği bir ‘baskı rejimi’ne ‘mecbur’dur. Türkiye ise ona ‘mecbur’ değildir.