
MURAT SEVİNÇ
TBMM’de ilginç / sürpriz ve iktidar vekillerinin tadını kaçıran bir şey oldu. Başkan vekili Gülizar Biçer Karaca, Can Atalay hakkındaki (2023 tarihli) AYM kararının hüküm kısmını Meclis’te okuttu ve oturumu kapattı. Bunun üzerine iktidar partisi vekilleri genel kurulu terk etti. TBMM başkanı ise öfkeli bir açıklama yaparak, Karaca’nın AYM kararını okutmasının Anayasaya, İçtüzüğe ve teamüllere aykırı olduğunu iddia etti. Oysa Karaca’nın yaptığı, anayasaya ve içtüzüğe aykırı olmadığı gibi anayasanın gereğidir. Gülizar Biçer Karaca’yı, anayasayı-hukuku uyguladığı ve yetkilerini doğru yorumladığı için kutlamak gerekir.
Sırasıyla:
Can Atalay konusunda yaşanan yargı tartışması netameli yargı tarihimiz için dahi hayli şaşırtıcı ve yeni bir durumdu, her şeyi baştan anlatmaya gerek yok. AYM kararları bağlayıcıdır. Anayasa’nın 138 ve 153. maddelerini okumak bunu kavramak için yeter de artar. Oysa, AYM’nin TİP Hatay Milletvekili Can Atalay ile ilgili verdiği ihlal kararları Yargıtay’ın ilgili dairesini bağlamadı. Anayasa ve AYM açıkça yok sayıldı ve bu kez geçilen son derece derin bir eşikti.
Ardından, TBMM Genel Kurulu’nun 30/1/2024 tarihli 54. birleşiminde, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 3/1/2024 tarihli ve E.2023/12611 sayılı yazısının başkanlıkça okunmasıyla Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüldüğü ilan edildi.
İyi güzel de AYM, dosyayı yeniden yargılama (6216/50’ye dayanarak) için ilgili mahkemeye göndermişti. Yargıtay ilgili dairesi ise sanki hiç böyle bir karar yokmuş gibi AYM’yi yok sayarak kararı TBMM’ye gönderdi.
Tüm bu yok sayma, anayasada böyle hükümler yokmuş gibi davranma silsilesinin sonunda, karar TBMM’de okunup da Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüldüğüne karar verilince, AYM’ye bu kez de TBMM’nin vekilliği düşüren kararına karşı başvuru yapıldı. AYM, bu başvuruya ilişkin kararını 2024 sonunda verdi. Dedi ki, “Kesin hükmün varlığından söz edilmesi hukuken mümkün olmadığı için, söz konusu fiili durum hakkında AYM tarafından karar verilmesi olanaksız.” AYM mealen şöyle demiş oldu: “Benim kararıma uyulmadı, demek ki ortada TBMM’nin ‘hukuken verdiği bir karar da yok’, fiili bir durumla karşı karşıyayız, hal böyleyken milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi yok hükmünde, peki hukuksal bakımdan ‘var olmayan’ (fiili durum) bir karara ilişkin, ben nasıl karar verebilirim!”
Şu halde, TBMM’nin, Atalay’ın vekilliğini düşürdüğü kararının geçerli bir hukuksal işlem olduğunu iddia etmek mümkün mü? Değil.
Dün, 16 Nisan 2015 tarihinde, Karaca, söz konusu vahim hak ihlalini saptayan 21 Aralık 2023 tarihli kararın yalnızca hüküm kısmını okuttu. Kararın tümünü okumak isteyecekler için buraya bırakıyorum.
Kararla, anayasanın 67. maddesinde güvenceye alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve anayasanın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ‘ihlal edildiğine’ oy çokluğuyla, ‘tararın bir örneğinin Anayasa Mahkemesi’nin icra edilmemiş olan Şerafettin Can Atalay (2) kararı ile eldeki başvuruya ilişkin Şerafettin Can Atalay (3) kararında tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için anılan mahkemeye (E.2021/178) gönderilmesine oybirliğiyle‘ hükmedilmişti.
Gülizar Biçer Karaca kararı okutarak, AYM’nin ihlal kararını ve yapılması gerekenleri bir kez daha ‘hatırlatıyor.’ Kime? Gereğini yapmak ‘zorunda’ olan mahkemelere.
Haydi biraz daha Türkçeleştirelim… TBMM başkan vekili şunu söylemiş oldu 16 Nisan’daki tarihi oturumda: “Yargıtay ilgili dairesi AYM kararını yok saydı, biz meclis olarak AYM’nin yok sayıldığı o kararı ciddiye alıp Atalay’ın vekilliğini düşürdük, o ‘düşürme’ kararımız da AYM’ye gitti ve AYM bizim Atalay hakkında işlemimizin de bir fiili durum (yok hükmünde) olduğuna karar verdi, şimdi ben Aralık 2023’teki ‘ihlal kararının’ hüküm kısmını okutuyorum ki ‘mahkeme’ gereğini yapsın ve bu garabeti ortadan kaldırsın.”
Gülizar Biçer Karaca, yapması gerekeni yaptı. Anayasal düzeni korumaya yönelik bu tutuma şükran duyulmalı.
Gelelim ‘başkan vekilleri’nin yetkilerine dair tepkilere:
TBMM başkanı, TBMM başkan vekillerinin amiri değildir, aralarında bir ast-üst ilişkisi yok. Örnek olayımızda başkan vekilinin yetki aşımı söz konusu değil. Başkanlık divanı ve divan üyelerinin anayasal dayanağı 94.- 95. maddelerdir, ancak uzatmamak için, bu hükümlerin amacının TBMM’deki parti gruplarının birlikte yönetimini güvenceye almayı hedeflediğini söylemek yeterli olur. Başkan vekilinin görev ve yetkileri başkan tarafından değil, içtüzük tarafından belirlenir. İçtüzükten başkan ile vekiller arasında bir ‘hiyerarşi’ çıkarılamaz, işbölümü vardır. İçtüzüğün 15. maddesine göre, ‘Başkan vekillerinin görevi, başkanın yerine genel kurul görüşmelerini yönetmek ve yönettiği oturumlarla ilgili tutanak dergisi ile tutanak özetinin düzenlenmesini gözetmektir.‘ Bu bir…
İkincisi: Anayasaya göre ‘tutanak’ keyfe göre, şunu koyayım, şunu çıkarayım şeklinde organize edilemez. Anayasanın 97. maddesine göre; ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmeler açıktır ve tutanak dergisinde tam olarak yayımlanır.‘ Bu kadar basit. Bu ilke, yasama sorumsuzluğunun (kürsü dokunulmazlığının) da gereğidir.
16 Nisan’da önce birkaç saat boyunca tutanak eksik bırakılmış, AYM kararının okunan kısmı konulmamış, ardından gereği yapılarak başkan vekilinin okuttuğu kısım eklenmiştir. Ancak, “Bir yaşıma daha girdim” dedirten bir ‘dipnot’ eklenerek. Tutanak Dergisi’nde bu kısma eklenen dipnotta şu yazıyor: ‘Bu bölümde, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yer almayan bir okuma işlemi TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olarak yapılmıştır.’ Pes hakikaten. Bu ‘dipnot’, iktidar mensuplarının kendilerini nerede gördüğünü de gösteriyor.
Üçüncüsü: Başkanın amir olmadığı ve itirazın geçersizliğini gösteren bir düzenleme, dokunulmazlıklara ilişkin 83. maddenin ilk fıkrasıdır: ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.‘ Demek ki bir oturumda dile getirilen sözlerin Meclis dışında tekrarlanması ve açığa vurulmasıyla ilgili kararı veren Meclis başkanı değil, oturumu yöneten başkanlık divanıdır. Başkanın, bir oturumu yöneten başkanlık divanına, “Aman efendim, sizin bu konuda yetkiniz yok” deme yetkisi yok. Başkanın, başkan vekilleri üzerindeki tek yetkisi, başkan vekillerinin hangi toplantıyı yöneteceğine karar vermedir.
Bu arada, kararı okutan başkan vekilinin de kararı okuyan katip üye Sibel Suiçmez’in de ‘kürsü dokunulmazlığı’na sahip milletvekilleri olduğunu hatırlatmakta yarar var.
Daha fazla uzatmaya gerek yok.
Ezcümle,
TBMM başkanının, AYM kararının hatırlatılmasına gösterdiği tepkiyi, kendisi gibi milletvekili seçilmiş bir üyesinin hakkını koruma konusunda sergilemesi ve ayrıca TBMM’nin bir kez daha böyle (AYM’nin ‘fiili durum’ dediği) kararlar almaması için gayret sarf etmesi daha doğru olur.
Bir kez daha: AYM kararlarına göre Can Atalay milletvekilidir, hâlihazırda hak ihlali devam etmektedir, yargı ‘16 Nisan oturumundaki Meclis tutumunu da göz önünde bulundurarak’ gereğini yapmalıdır. Can Atalay’ın yeri TBMM’dir.
Teşekkür: Türkiye’deki nadir içtüzük uzmanlarından meslektaşım sevgili Fahri Bakırcı’ya, görüşlerini paylaştığı, hatırlatmaları ve uyarıları için çokça teşekkür borçluyum.
Not: Sırrı Süreyya Önder, hem ülke siyaseti hem de onu tanıyanlar için bir nimettir. Çok severim, sayarım. Ve, her şeyden öte, çok iyi bir insandır Sırrı bey. Şifa dilerim. Bir an önce iyileşmesi için duacıyım.