AYŞEGÜL KASAP
aysegulkasap@diken.com.tr
@aysegul_kasap
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne ‘kayyım rektör’ atamasının üzerinden 475 gün geçti.
Üniversitenin özerk yapısı ve özgürlükçü geleneğini hiçe sayan bu müdahaleye karşı hem akademisyenler hem öğrenciler ilk günden itibaren sesini yükseltti, eylemler yaptı. Direniş, aynı kararlılıkla sürüyor.
Boğaziçi Üniversitesi tarihine bakıldığında da aslında özgür ve özerk üniversite için alınan ilk inisiyatif değil bu. 80 darbesinden sonra 1982’de Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) kurulmasıyla beraber rektörler atanmaya başlamıştı. Ama 1987’de Boğaziçi Üniversitesi bu uygulamayı gayriresmi seçimlerle deldi. Bir anlamda üniversitelerde demokrasinin hem öncüsü hem de güvencesi oldu. Çünkü Boğaziçi’nin aldığı bu inisiyatiften sonra diğer üniversiteler de gayriresmi seçimler yapmaya başladı. Bu durum devam edince 1992’de ‘rektörlerin seçimle işbaşına gelmesi’ne yönelik düzenleme yeniden devreye sokuldu.
Bu düzenleme 2016’ya dek sürdü. O yıl yapılan seçimde dönemin rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, 403 oyun 348’ini, yani yüzde 86’sını alıp yeniden seçildi. Bu, üniversite tarihinde bir rekordu.
Gelgelelim Barbarosoğlu aylarca atanmadı.
Derken 29 Ekim gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan 676 sayılı kanun hükmünde kararnameyle devlet ve vakıf üniversitelerinde rektörlük seçimi kaldırılıp cumhurbaşkanına doğrudan rektör atama yetkisi verildi.
Nihayet Erdoğan 13 Kasım’da Prof. Dr. Mehmed Özkan’ı Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atadığını duyurdu.
Özkan bırakın şu kadar oy almayı, seçime bile katılmamıştı!
Erdoğan 1 Ocak 2021’de ise Özkan’ın yerine bu kez dışardan birini, Prof. Dr. Melih Bulu’yu atadı. Bulu görevde fazla dayanamadı ve 15 Temmuz 2021’de görevden alındı. Ancak Erdoğan, Bulu’nun koltuğuna bu kez de yardımcısı Naci İnci’yi oturttu.
Atamalara karşı akademisyenler ve öğrenciler vargücüyle direnirken mezunlardan pek ses çıkmadı. Çıksa da cılızdı ve bir bütünlük yoktu.
Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği de (BÜMED) tüm bu süreçte izlediği ikircikli tutumla zaman zaman eleştirilerin hedefi oldu.

14 Mayıs’ta BÜMED genel kurulu, yeni yönetimi seçecek. Seçimlere katılan gruplardan biri BÜMEDeğer. Sloganlarıysa “Gelenekselci dernek yönetimi değil, daha aktif bir ‘Boğaziçi Mezunlar Derneği’ yönetimi.”
BÜMEDeğer ekibi temsilcisi ve BÜMED başkan adayı, psikolojik danışman Soley Sezgin Akten’le hem direnişi hem de mezunları konuştuk.
1994 Boğaziçi mezunu Akten aday olmaktaki kişisel motivasyonunu şöyle açıkladı: “Bir televizyon kanalında iki öğrenci arkadaşla röportaj yapıyorlardı. ‘Mezunların desteğini hiç görüyor musunuz? Hissediyor musunuz?’ diye bir soru sordular o arkadaşlarıma. ‘Biz o taraftan bir şey görmüyoruz hissetmiyoruz’ dediklerinde içim kan ağladı.”
Hedef direnişe desteği kurumsallaştırmak
Boğaziçi Üniversitesi direnişini takip ederken bir gazeteci olarak gözüm hep mezunları aradı. Evet bazı mezunlardan destek vardı fakat bir bütünlük yoktu. Müthiş bir insan kaynağı var ama bunu sahada tam anlamıyla göremedik. Neden böyle oldu?
Mezunları üç kesimde değerlendiriyorum. Birincisi, bir şekilde tepkisini gösteren, bu desteği göstermeye çabalayan, kendi içinde bir şekilde organize olan gruplar kuruldu. Görünür olmaktan imtina etmeyen bir mezun grubu var. Hem yurt içinde hem yurt dışında organize olundu bu şekilde.
İkincisi, olup bitenden kaygılı ancak kendini ifade edemeyen bir kesim var. Üçüncü olarak da direnişi desteklemeyen mezunlarımız var.
Bizim yola çıkma amacımız da bu zaten. Mezunlar olarak daha görünür ve güçlü olmayı hedefliyoruz. Hem akademisyenlerimize hem de öğrenci arkadaşlarımıza bu direnişte yanlarında olduğumuzu hissettirmek istiyoruz. Bu niyetle yola çıktık. Dolayısıyla bu desteği BÜMED üzerinden kurumsallaştırma hedefiyle bu yönetime aday olduk.
‘İçim kan ağladı’
Daha güçlü ve görünür olmaktan bahsettiniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Mevcut yönetimden farklı olarak neler yapmayı vadediyorsunuz?
İlk olarak kişisel motivasyonumu söyleyeyim. Bir televizyon kanalında iki öğrenci arkadaşla röportaj yapıyorlardı. “Mezunların desteğini hiç görüyor musunuz? Hissediyor musunuz?” diye bir soru sordular o arkadaşlarıma. “Biz o taraftan bir şey görmüyoruz, hissetmiyoruz” dediklerinde içim kan ağladı. Hâlbuki harekete geçmiş mezunlarımız var ve epey görünür çalışmalar yapan arkadaşlarımız vardı ama demek ki yetişemedik.
O karda kışta elinde bastonuyla gelen hocalarımız var. O sağanak yağışın altında, zor şartlardaki direnişi görmezden gelemeyiz. Dolayısıyla burada nasıl bir destek vermemiz gerekiyorsa daha güçlü ve görünür bir tonda vermeye kararlıyız ekip olarak.
Sözümüzü söylemekten sakınmayacak, Boğaziçi Üniversitesi’nin etik değerlerini kapsayan söylemler, eylemler ve etkinlikler üreteceğiz. Hak ihlallerinin ve hukuksuzlukların takipçisi olacak ve gerekli hukuki adımları atmaktan çekinmeyeceğiz. Akademisyenlerimizin hazırladığı hasar raporlarından yola çıkarak onarıcı etkinlikler gerçekleştireceğiz. Söylem ve eylemlerimizi tüm mezunlarımızla paylaşacağız, mezun iletişim ağlarını sistematik hale getireceğiz, mezunlarla iki yönlü, interaktif bir ilişki kuracağız. Çevrimiçi doğrudan demokrasi araçları kullanarak yönetim ile üyeler arasındaki mesafeyi azaltıp etkileşimi artıracağız. Sendikalar, barolar, sivil toplum örgütleri ve diğer mezun dernekleriyle görüşerek üniversite bileşenlerinin taleplerini kamusal alanda yükselteceğiz. Eğitim ve araştırma kalitesinin artması, akademik dünyada hak ettiği yeri alması ve Boğaziçi’nin geleneklerine uygun, tüm bileşenlerin dahil edildiği ideal üniversite yönetimi belirleme süreci için çaba göstereceğiz.
‘Boğaziçi amiral gemisidir’
Boğaziçi’ni savunmak neden önemli sizce?
Boğaziçi, özerklik sistemini, işleyişini, yönetişim sistemlerini korumuş, kendi yönetim gelenekleri olan bir kurumdur, bir üniversitedir. Türkiye’de yüksek öğrenimin amiral gemisidir Boğaziçi Üniversitesi.
Mezunlar olarak bu bir gecelik alınan kararlardan kaygılıyız. Bu nedenle akademik özerklik mücadelesine destek verme konusunda da kararlıyım.
‘Öğrencilere çok ağır sorumluluk yükledik… Kampüs açık hava cezaevi gibi’
Boğaziçi’nde okumuş biri olarak şu anki öğrenciler için kaygılarınız neler?
Bu dönemin öğrencilerine toplumca çok ağır bir sorumluluk verdik; akademik özgürlük ve özerklik için mücadele. Her biri bu görevi hakkıyla ve tüm olumsuz bedellerini ödeyerek yapıyor. Kampüs içinde isyan ateşi kalplerine düşmüşken yaşadıkları deneyim, hayatlarının en değerli hazinesi. Bir yandan da gelecekleri tehdit altında, birçok soruşturma açılmış durumda. Ancak inandıkları ve sahip çıktıkları bin yıllık akademinin değeri, güçleri gençliklerinden ve bu değere sahip çıkmalarından geliyor.
Boğaziçi Üniversitesi bu topraklardaki bambaşka bir geleneğin temsilcisidir. Bilgiye ve liyakate dayalı, düşünce ve ifade özgürlüğünü teşvik eden, farklılıkları zenginlik olarak gören ve saygı duyan, öğrencilerin bireyselleşmesini ve kendi özgün güçlerini kazanmasını teşvik eden, bireye saygılı bir gelenekten ve farklı fikirlerin tartışılabildiği ve uzlaşabildiği, öğrencilerin farklılıklarına rağmen beraber yaşamayı öğrendiği, dogmatik doğruların ve inançların değil, farklı fikirlerin ve deneyimlerin şekillendirdiği dinamik bir ortamdan bahsediyoruz. Bugün Boğaziçi Üniversitesi bu gelenekten hareketle örnek bir direniş sergiliyor. Akademisyenler, öğrenciler ve bir kesim mezunlar kendi geleneklerini ve değerlerini korumak için meşru itiraz etme haklarını kullanıyor.
O kampüsün içinde çok şey yaşadık. Sanat bayramları yapardık, hatırlıyorum. Üstün hocadan (eski rektörlerden Üstün Ergüder) rica etmiştik. Kampüste rahattık, hocalarımızın karşısına çıkıp bir kamyon istediğimizi hatırlıyorum. Bir kamyon vermişlerdi. Onla Mimar Sinan Üniversitesi’nden heykeller alıp tüm bahçeleri heykellerle donatmıştık. Boğaziçi öğrencileri bir şey istediği zaman, isteklerimiz, hayal ettiğimiz ne varsa bunları yapmamıza imkan veren o özgürlük ortamı vardı. İnisiyatif alırdık. Hayatın diğer alanlarıyla ilgili de deneyimlerimiz olurdu.
Şimdi bu açık hava cezaevi gibi ortamda bu motivasyon bu yaratıcılık nasıl olacak merak ediyoruz? Kaygılıyız. Bu baskı yönetimi ve bu yaptırımlar hangi yaratıcılığın önünü açacak? Demir teller var kampüste. Öğrenci Güvenlik Birimi var. Bu tedirginlik ortamında eğitim kalitesinin korunması ve gelişmesiyle ilgili endişelerimiz var.
‘Naci İnci’yi istifaya davet ediyoruz’
Naci İnci’ye bir mesajınız var mı?
Kendisi Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyesidir, Boğaziçi’nin akademik özgürlük ve özerklik geleneğini uzun yıllar deneyimlemiş bir akademisyendir. Üniversitenin özerkliğine ve bilimsel özgürlüğe aykırı uygulamaları nedeniyle kendisini istifaya davet ediyoruz.