Böbrek, kalp ve damarla, metabolik (diyabet, obezite vb.) hastalıklar birbirini tetikliyor. O nedenle uzmanlar bu hastalıkların birlikte izlenmesi ve kontrol altına alınmasını önemsiyor.

Bunun için dünyanın farklı ülkelerinde ‘KRM United‘ denilen program yürütülüyor. KRM’nin K’sı kalp ve damar hastalıklarını, R’si renal (böbrek) hastalıklarını, M’siyse metabolik hastalıkları ifade ediyor. Böbrek hastalıklarını erken yakalamak, peşinden gelebilecek diğer hastalıkları da önlemek anlamına geliyor.
Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve ideal vücut ağırlığını korumak, tuzu azaltmak, yeterli sıvı almak, sigaradan ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak gibi sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri böbrek sağlığını da koruyor.
Her yedi yetişkinden biri kronik böbrek hastası
Kronik böbrek hastalığı son yıllarda tüm dünyada artıyor. Yaklaşık 850 milyon kişinin kronik böbrek hastalığıyla yaşadığı tahmin ediliyor. Türkiye’de de kronik böbrek hastalığı, halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilecek kadar yaygın. Yaklaşık her altı–yedi yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Diğer yandan erişkinlerin yaklaşık üçte biri hipertansiyon hastası. Diyabet sıklığı ise yüzde 15’lere yaklaştı.
Obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları böbrek hastalığının en önemli risk faktörleri. Obezite, diyabet ve hipertansiyon sıklığını artırarak böbrek hastalıklarının görülme oranını da yükseltiyor. Yine böbrek hastalığıyla kalp-damar hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki var. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması, düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı böbrek fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor.
Türkiye’de diyalize yeni başlayan her iki hastadan biri diyabetik böbrek hastası. Tüm kronik böbrek hastalarınınsa yüzde 40’ı diyabetik. Üstelik bunlarda hastalığın seyri daha kötü. Obezite hem diyabeti hem de hipertansiyonu çok tetikliyor. Obeziteli bireyler arasında hipertansif olmayan kişi çok az. Kronik böbrek hastalarının çoğu diyaliz aşamasına varmadan kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor.
Tam da bu nedenlerle, nefroglarla kalp ve damar hastalıklarıyla endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanlarının, dahiliyecilerin ve aile hekimlerinin ‘takım arkadaşı‘ olarak hareket etmesi gerekiyor.
Türk Nefroloji Derneği geçtiğimiz günlerde düzenlediği toplantısında bu meseleye bir kez daha dikkat çekti. Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz katkı sunduğu toplantının teması, ‘Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al’ olarak belirlendi.

Ağrı sık görülen belirtilerden değil
Toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, Prof. Dr. Elif Arı Bakır, Prof. Dr. Savaş Öztürk, Prof. Dr. Özkan Güngör, Prof. Dr. Şükrü Ulusoy, özetle şu uyarıları yaptı:
Yaygın kanının aksine kronik böbrek hastalığında ağrı ancak yüzde 10 kadar hastada görülüyor. Herkeste aynı belirtiler görülmese de idrar miktarında artış veya azalma, idrarın köpüklü olması, idrarda kan görülmesi veya idrar renginde değişiklikler olabilir. Göz kapaklarında veya ayak bileklerinde, ellerde veya yüzde şişkinlik diğer belirtiler. Sürekli yorgun hissetmek, enerji eksikliği ve halsizlik de belirtiler arasında yer alıyor. Kas kramplarının sık sık olması, sürekli iştahsızlık hissi, mide bulantısı ve hatta kusma, yüksek tansiyon, ileri evreye gelmişse kemiklerde ağrı ve zayıflık hissedilebilir. Ayrıca kaşıntı, ciltte renk değişiklikleri veya döküntüler gibi cilt problemleri de belirtiler arasında yer alıyor.
Tansiyon ve şekere düzenli bakılmalı
Böbrek hastalığı gelişimi için en önemli düzeltilebilir risk faktörleri diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, obezite, aşırı tuz tüketimi ve sigara alışkanlığı. Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri hem kronik böbrek hastalıklarının en önemli nedenleri olan diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve obezite sıklıklarını azaltarak hem de böbrekler üzerine doğrudan koruyucu etki göstererek toplumda böbrek hastalıklarının kontrolüne önemli katkı sağlıyor. Kan basıncının ve 40 yaşından sonra kan şekerinin düzenli olarak ölçtürülmesi, kronik böbrek hastalıklarının en önemli iki nedeninin (hipertansiyon ve diyabet) erken tanısını sağlar.
İyi ilaçlar var, erken tanı önemli
Böbreğin çalışmasının bozulması dramatik sonuçlara yol açıyor. En önemli sorunlardan biri kronik böbrek hastalığının erken ve zamanında teşhis edilmesi. Taramalar hastalığın erken evre yakalanması için önemli. Kreatinin, glomerüler filtrasyon hızı (GFR), albümin değerleri böbreklerin çalışmasını gösteren belirteçler. Hipertansiyon, diyabet hastalıklarından birinin ya da ikisinin bir arada olması, ailede böbrek rahatsızlığının bulunması da riski artırıyor. İlaçlarda önemli gelişmeler oldu. Erken tanı hastalığı geri çeviremese de ilerlemesini durdurmak, böbreği korumak, diyalize gidişi önlemek mümkün.
Diyalize giren her iki hastadan biri diyabetik
Türkiye’de diyalize yeni başlayan her iki hastadan biri diyabetik böbrek hastası. Tüm hastaları inceleyecek olursak yüzde 40’ı diyabetik. Bunlarda daha kötü seyrediyor. Obezite hem diyabeti hem de hipertansiyonu çok tetikliyor. Obeziteli birey olup da hipertansif olmayan çok az birey var. Hipertansiyon da böbrek fonksiyon kaybını hızlandırıyor.
Kardiyorenal sendrom ölüme götürüyor
Kronik böbrek hastalarının çoğu diyaliz aşamasına varmadan kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kronik böbrek hastası gördük mü kalp krizi geçirmiş ya da geçirmek üzere olan bir hastaymış gibi yaklaşıyoruz. Yine kalp hastasının da böbrek hastalığı gelişme ihtimali çok daha yüksek olduğu için kardiyologlar bize sık sık hasta yollar. Biz de onlara. Buna ‘kardiyorenal sendrom‘ da diyoruz.
Yüzde 10-15 hasta nakil olabiliyor
Kronik böbrek hastaları evrelerle değerlendiriliyor. Etkin tedavi edilmeyen hastalar yavaş yavaş böbrek fonksiyonlarını kaybedebiliyor. İleri evre böbrek yetersizliğinde hastaları yaşatabilmek için iki seçenek var. Biri diyaliz, diğer böbrek nakli. Bu hasta grubundan yaklaşık yüzde 80’i hemodiyalizle, yüzde 5’i periton diyaliziyle yaşamını sürdürüyor. Yüzde 10-15 civarında hastaya böbrek nakli yapılabiliyor. Böbrek nakli olanların yaşam kalitesi çok daha yüksek. Ancak canlıdan nakil sayılarımız çok yüksek olsa da bağışların az olması sebebiyle ölenden nakil yetersiz. Beyin ölümü olanların ancak yüzde 10’unun organları bağışlanıyor.
Önemli sorun: Nefrolojiye ilgi azalıyor
Hastaların sayısı artsa da nefroloji yandal uzmanlığı giderek daha az tercih ediliyor. Yaklaşık 10-15 sene önce yandal sınavlarında derece yapanların tercih ettiği uzmanlık eskisi kadar rağbet görmüyor. Açılan kadroların yüzde 80-85’i boş kalıyor. Zor bir branş olması, 7/24 çalışılması (acil diyaliz hastası, acil -kadavradan- böbrek nakli vs.), tıp eğitimi, uzmanlık ve yandal uzmanlığından sonra her seferinde mecburi hizmet yükümlülüğü, bu seçimde etkili. Halen 650-700 dolayında nefrolog bulunuyor. Bu sayı yetersiz. Dolayısıyla nefrolog sayısının giderek azalırken, hasta sayısının her geçen gün artması nefrologların iş yükünü çok artırdı. Bu kaçışta etkili oldu. Azalan ekonomik ve özlük hakları bir başka önemli faktör.